Bugün - 19 Eylül 2020 Cumartesi
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

Didem Akman Anlatıyor: Neden Ölüm Orucu Yapıyoruz? (Mektup-5)

Merhaba.

Gündem Haberi - 06 Ağustos 2020 Perşembe - 09:37
Merhaba.
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Merhaba.

Direniyoruz;
çünkü devrimci sanatçılara düşmanlar, devrimci avukatlara düşmanlar. Devrimci
mimar- mühendislere düşmanlar, devrimcilere düşmanlar…

Çünkü
devrime düşmanlar. Devrim, halkın hakkı olanı çekip almasıdır zalimin elinden.
Devrim, halkın yaşadığı ölümlerin, acıların, açlığın hesabını sormasıdır.
Sadece sorması değil, o hesabı görmesi, defteri dürmesidir. Devrim, vatanımızın
işgal edilmesine, emperyalistlere peşkeş çekilmesine karşı kurtuluş savaşı
vermektir.

Devrime
düşmanlar, çünkü devrimin çok yakında olduğunu görüyorlar. Enselerinde
hissediyorlar halkın öfkesini, kâbuslarında görüyorlar, döktükleri kanın
içinden yürüyüp gelenleri… Saray sofralarında aç çocukların etini yiyenler,
‘çocuklarım aç’ diye alev alev yananların ateşlerinin bu şatafatlı-yaldızlı
saltanatlarını yıkacağını biliyorlar. Kokusunu alıyorlar, sesini duyuyorlar o
cayırtının, isin, dumanın…

Bu yüzden
saldırıyorlar terör listeleriyle, işkencehaneleriyle, gizli tanıklarıyla,
mahkemeleriyle, cüppeli cellâtlarıyla, hapishaneleriyle…

Bu yüzden
saldırıyorlar medyasıyla, gazeteleriyle, eli kalem tutan haydutlarıyla…

Bu yüzden
saldırıyorlar halka değil de, saraya secde eden sanatçı müsveddeleriyle…

Saldırıyorlar
bu topraklar kendilerine cennet, bize cehennem olsun diye…

Başaramayacaklar!
Çünkü tarihsel ve siyasal olarak yenikler. Faşizm öldürür, yakar, yıkar,
bombalar, asit kuyularına atar, tecrit hücrelerinde işkence eder, ama bitiremez
halkı. Halkın öfkesi büyüdükçe kendileri küçülüyorlar, farkındalar. Ne zaman mı
kazanırlar? Bir halk toptan sessizliğe gömüldüğünde!

Ellie
Wiesel ‘Adaletsizliği engelleyecek gücünüz
olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla
olmamalı’ diyor. İşte bu itiraz, bu isyan, bu karşı çıkış biterse, o gün
kazanacaklar! Bitsin diye bunca saldırıyorlar devrimcilere. Başaramayacaklar!

Öleceğiz
belki, açlığın koynunda öleceğiz ama yenilmeyeceğiz. Çünkü boyun eğmeyeceğiz,
çünkü teslim olmayacağız. Halkımızı seviyoruz, halkımızın ekmeğe adalete
doyacağı günler ufukta. Bakmasını bilene…

Yüreğinizi
karatmadan bakın halkın çektiklerine. Umudunuzu yerlere eğdirmeden, değdirmeden
bakın… Bu karanlık, bu zorba, bu lanet günlere belleğinizin aydınlığıyla bakın.
Bitmiş, yıkılmış, çökmüş diye gördüğünüz halkın bereketli elleri değildir. Tam
tersine saray saray yükselen sömürü saltanatıdır. Sinmiş, çekilmiş, korkmuş
diye duyduğunuz halkın sesi değildir, her gün bas bas bağırarak ayakta durmaya
çalışan yozlaşmış ve ahlaksız faşizmdir. Çünkü ‘Adaletin olmadığı yerde, ahlak da yoktur’ diyor Montaigne…

Ben
küçücük hücredeyim. Soğuk, beton, kafes demirler, dikenli teller ve 1 saatlik gökyüzü…
Buradan bakıyorum halkıma ve doludizgin gelen öfkeyi görüyorum. Umudun
kırbacıdır o öfke. Umut, bahşedilmez. Umut, kendiliğinden gelip de kapınızı
çalmaz. Bu karanlığın ortasında onu arayacak, bulacak, ona sarılacak, onu
yayacak olan sizsiniz, biziz.

Umut
nedir? Değişime inançtır! Değiştirecek olan kim? Açlığa yalnız açlar son
verebilir diyor Ustamız. Adaletsizliğe de yalnız mazlumlar, hakkı çalınanlar
son verebilir. Kimden bekliyorsunuz adaleti? Bizden çalanlardan mı? Mümkün mü?
Hayır, halk için adaleti yalnız halk sağlayacak. Bizim açlığımız buna da çağrı.
Gerçeğe, hakikate yüzünüzü dönün diye ömrümüzü koyduk ortaya.

Belki bu
koca karanlıklar imparatorluğunda neye yarar 3-5 kişinin direnişi diyenler
vardır aranızda. Yılanda açılan iğne ucu kadar yaradır açlığımız. Bunun
anlamını Yaşar Kemal, İnce Memed’de anlatır:

" -
Yılan nasıl ölür bilir misin?

-
Bilmem, dedi Sadi

-
Başını ezersin, taşla ölür, bu bir…
Bir de boğarsın yılanı, bu ikii… Bir de kurşunlarsın. Yılan türlü türlü ölür.
Bir de nasıl ölür bilir misin?

Bir yılan iğne ucu kadar bir yara
alırsa… İğne ucu kadar bir yara ne ki? Bir insan, bir hayvan, iğne ucu kadar
bir yara alsa ne olur? Hiçbir şey olmaz… Halbuysam ki bir yılan iğne ucu gibi
bir yara alırsa ölür. Yılan iğne ucu kadar da olsa bir yara alınca sarıca
karıncalar o yaraya üşüşürler. Bir gün içinde yılanı yer bitirirler. İşte İnce
Memed, yılandaki bu iğne ucu kadar yaradır. İnce Memed ölse de, yaşasa da gayrı
ne biz, ne de hükümet kolay kolay iflah olmayız. Başımız dertten kurtulmaz. Köylü sarıca
karıncalar gibidir, akılsız, yolsuz, yordamsız, amma velakin bir yerde iğne ucu
kadar bir yara açılmasın, yer bitirir bizi. Önce teker teker, sonra toptan
yiyip bitirirler." (İnce
Memed, 2. Cilt, sf. 339)

İnanmayana,
umutsuza, gücüne güvenmeyenedir çağrımız. Açlığa yattık diye bu koca saraylar
yıkılmayacak. Ama ölsek de, kalsak da o iğne ucu kadar yarayı açacağız. Bunun
için bin ömrümüz olsa vermeye hazırız. Bu topraklarda adaleti sağlayacağız. Biz
görecek yada görmeyeceğiz önemi yok. O adalet için üstümüze düşeni yapmaktan
kaçmayacağız. Sorumluyuz çünkü. Bu halkın evladıysak, halkımızın yaşadıkları ve
yaşayacaklarından sorumluyuz. Herkes sorumlu. Aziz Nesin: ‘söylediklerimiz
kadar sustuklarımızdan da sorumluyuz’ diyor. Bu zorbalığa boyun eğen, sesini
çıkarmayan, susan, konuşmayan, karşı çıkmayan da sorumlu.

Sorumlu
olmak; zulmün karşısına

-
Direnişle,

-
Adaletsizliğin
karşısına hesap sorarak, hesap görerek,

-
Yalanların
karşısına hakikatle,

-
Sansürün
karşısına daha çok konuşarak

-
Yasaklı
meydanların zincirlerini kırıp bir çağlayan gibi akarak

-
Sokak
sokak, kapı kapı, kulak kulak umudu yayarak çıkmak demek…

Bizlerin
kör hücrelerden yapabilecekleri varsa, sizlerin önünde engin ufuklar var.
Mesele yurdumuzda, vatanımızda yaşananlar karşısında ne kadar sorumlu
hissettiğini imiz kendimizi.

Öğrenci-
memur işçisi, aydın-sanatçısı, işsizi, çocuğu-yaşlısı, kadını erkeğiyle
yaşadığımız toprakların kaderini yazıyorsunuz. En sessiz olduğunuz anda dahi
yazıyorsunuz. Boyun eğerek, sessizliğinizle yazıyorsunuz. Katillerin,
hırsızların, soysuzların bizlere biçtiği çığlardan, depremlerden, ölümlerden
kaderi mi yaşayacağız? Yoksa halkın hakikatini kuşanıp yaratacağımız depremler,
çığlarla zulmü yerle bir mi edeceğiz? Yapacağınız yada yapmayacağınız her şey
bu soruya cevap olacak.

Umutla
kalın.

 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
TAYAD'LI AİLELER AÇIKLAMA: HALKIN HUKUK BÜROSU AVUKATLARI YALNIZ DEĞİLDİR!
GRUP YORUM: YALNIZ DEĞİLİZ...
Şenyaşar Ailesi ÇHD İle Görüştü: Önemli Olan Davanın Unutulmaması

Şenyaşar Ailesi ÇHD İle Görüştü: Önemli Olan Davanın Unutulmaması
BERKİN ELVAN HABERİ YAPAN GAZETECİLER HAKİM KARŞISINDA
Gazi Halk Cephesi: Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer!
Okmeydanı Cephe: Hasta Tutsak Ali Osman Köse İçin Yazılama Yapıldı
ÇHD AÇIKLAMA: TTB'NİN ONURLU DURUŞUNU SELAMLIYORUZ 
Diğer Başlıklar

HALK OKULU DERGİSİ'NİN 45. SAYISI ÇIKTI
TAYAD'LI AİLELER AÇIKLAMA: HALKIN HUKUK BÜROSU AVUKATLARI YALNIZ DEĞİLDİR!
GRUP YORUM: YALNIZ DEĞİLİZ...
Şenyaşar Ailesi ÇHD İle Görüştü: Önemli Olan Davanın Unutulmaması
BERKİN ELVAN HABERİ YAPAN GAZETECİLER HAKİM KARŞISINDA
Gazi Halk Cephesi: Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer!
Okmeydanı Cephe: Hasta Tutsak Ali Osman Köse İçin Yazılama Yapıldı
ÇHD AÇIKLAMA: TTB'NİN ONURLU DURUŞUNU SELAMLIYORUZ 
66 Yaşındaki Hasta Tutuklu 8 Aydır Kontrole Gidemiyor
BELÇİKA DEV-GENÇ'TEN ÇAĞRI
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(48 Online) 0,14ms