Bugün - 03 Ağustos 2020 Pazartesi
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

Ülkemiz, Emperyalizmin Yeni Sömürgesi, Faşizmin Kurumsallaştırıldığı, Sürekli Faşizmle Yönetilen Bir Ülkedir...

Bu tespit, ülkemizdeki çelişkileri ve bu çelişkiler sonucunda ortaya çıkan sınıf savaşımlarını; faşizmin baskı, şiddet ve terörü ve buna karşı halk güçlerinin demokrasi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini doğru anlayabilmek için önemlidir.

Gündem Haberi - 14 Temmuz 2020 Salı - 17:18
Bu tespit, ülkemizdeki çelişkileri ve bu çelişkiler sonucunda ortaya çıkan sınıf savaşımlarını; faşizmin baskı, şiddet ve terörü ve buna karşı halk güçlerinin demokrasi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini doğru anlayabilmek için önemlidir.
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Bu tespit, ülkemizdeki çelişkileri ve bu çelişkiler sonucunda ortaya çıkan sınıf savaşımlarını; faşizmin baskı, şiddet ve terörü ve buna karşı halk güçlerinin demokrasi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini doğru anlayabilmek için önemlidir.

Dışımızdaki sol, ülkemizdeki bütün sorunların kaynağını "tek adam rejimi" olarak tanımladıkları AKP iktidarının yönetim biçimine dayandırmaktadırlar.

Oysa ülkemizdeki sömürü ve yoksulluk yeni olmadığı gibi, faşizmin baskı, yasaklamaları işkence ve katliamları da yeni değildir. Emperyalist sömürü gittikçe azgınlaşmaktadır. işsizlik, yoksulluk, açlık, enflasyon giderek artmaktadır.
Halk, hemen hiçbir demokratik haktan yararlanamamakta, hiçbir konuda sesini çıkarmasına izin verilmemekte, hiçbir söz hakkı tanınmamaktadır.

Bunun nedeni sömürge tipi faşizm ile yönetiliyor olmamızdır. Ülkemizde faşizmin baskı ve
terörü süreklidir ve hükümetlerin geliş gidişleriyle değiştirilemez. Çünkü bu baskı ve zor politikalarını ve yasalarını hükümetler değil, ancak, onların da bağımlı oldukları oligarşi ve oligarşinin efendisi olan emperyalist tekeller belirlemektedir.

Bu nedenle de ülkemizdeki hiçbir saldırı politikası emperyalist tekellerin ve işbirlikçi oligarşinin politikalarınıdan bağımsız değildir. Halkın Hukuk Bürosu (HHB) ve büro avukatlarına yapılan saldırılar da bu politikaların ürünüdür ve halkın diğer kesimlerine yapılan saldırıların parçasıdır.

Halkın Hukuk Bürosu Faşizme Karşı Mücadele içinde Doğmuştur.

Halkın Hukuk Bürosu, 1989 yılında kuruldu. 12 Eylül 1980'de, emperyalistler kendi ekonomik ve siyasi programlarını yerine getirebilmek için askeri darbeyi örgütlediler.

Kenan Evren öncülüğündeki Amerikancı generaller bir darbeyle iktidara el koydular ve açık faşizmin uygulamasına geçtiler. Bu dönem, devrimciler başta olmak üzere bütün halkın teslim alınması süreciydi.

Binlerce devrimci ve yurtsever tutuklandı, işkence yapıldı, idamlar, katliamlar birbirini izledi.

Dernekler, sendikalar kapatıldı, bütün demokratik haklar rafa kaldırılırken, her türlü örgütlenme hakkına yasaklar getirildi.

Emperyalizm, faşist cunta aracılığıyla bütün halk muhalefetini, devrim mücadelesini bitirmek istiyordu. Ancak bunun önünde önemli bir engel vardı Devrimci-SoI.

Devrimci Sol davasından yargılanan tutsakların, Amerikancı faşist cuntaya karşı her koşul altında direnişleri, emperyalistlerin ve faşizmin programlarının bir bütün olarak hayata geçirilmeşine engel oluyordu.

Faşizm her türlü yöntemle Devrimci Sol tutsaklarını teslim almaya çalıştı; ancak başaramadl. Bunu başaramadığı gibi, Devrimci Solcular'ın mahkeme kürsülerini devrimin kürsülerine dönüştürmesine de engel olamadılar.

Böylece cuntanın yaratmak istediği, boynu bükük, teslim olmuş, halkına ve vatanına sırtını dönmüş "solcu” politikası iflas etmişti.
Bir direnme kültürü yaratılmıştı ve bu kültür Devrimci Sol Ana Davası'nı üstlenen avukatların da şekillenmesinde önemli rol oynamıştı. Ülkemizde Devrimci avukatlık geleneğinin yaratılmasında bu sürecin çok önemli bir payı vardır.

Devrimci Sol Ana Davası 27 Ekim 1988 sabahı, Baştabya'daki spor salonunda başladı. Devrimci Sol önderi Dursun Karataş savunma dilekçesini okumaya başlar.
Ortak savunma "HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ” diye başlar. Ve devam eder; "Biz yeni bir dünya için yola çıktık ve onu mutlaka kuracağız. "

işte halkın avukatlığı ya da devrimci avukatlık dediğimiz geleneğin temelinde, halk için adaletli bu yeni dünyayı kurma mücadelesi vardır.

Halkın avukatlığı geleneği, 12 Eylül Faşist Cuntası'na karşı direnişin içinde doğmuş ve sonrasında da faşizme karşı mücadelenin bir parçası olmuştur.

1989 yılından bu yana HHB sadece avukatlık yapmamış, direnişlerde, yürüyüşlerde, eylemlerde, hak alma mücadelesinin içinde olmuşlardır.
HHB, emperyalizmin dünya halklarına karşı saldırıları karşısında da net tavır almış, emperyalist işgallere ve saldırganlığa karşı çıkmış, teşhir etmiştir.

Anti emperyalist olmanın vatanseverlik olduğu bilinciyle, emperyalist saldırganlığa ve sömürüye tavır almıştır. BU TAVIR ALIŞ, ANADOLU'NUN ANTİEMPERYALİST GELENEĞİDİR. Halkın avukatları bu geleneğin sürdürücüsü olmuşlardır.
Faşizm HHB'ye,Anti-EmperyaIist, Anti-Faşist Avukatlık Geleneğini Yok Etmek için Saldırıyor

Faşizm hiçbir hukuk, yasa tanımadan halkın avukatlarına saldırıyor. HHB'yi basıyor, 'arama' adı altında talan ediyor, avukatlara işkence yapıyor, gözaltına alıyor, tutukluyor. İşkence ve komplolarla, tehdit ve vaadlerle işbirlikçileştirdikleri itirafçıların iftiralarına dayanarak onlarca yıl cezalar veriyor.

Çünkü faşizm bir geleneği yok etmek istiyor. BU GELENEK HALKI VE VATANI içiN öLüMü GÖZE ALARAK MÜCADELE ETME GELENEĞİDiR. Halkın avukatları bu geleneğin parçasıdırlar.

Bu geleneğin yaratılmasında emekleri, yürekleri, bilinçleri ve bedenleriyle yer aldılar. Şehitler ve tutsaklar verdiler.

Faşizm bu yüzden Halkın Hukuk Bürosu'nu basıyor, halkın avukatlarına işkence yapıyor, itirafçıların iftiralarına dayanarak tutukluyor.

Ne ülkemizde ne de dünyada, Halkın Hukuk Bürosu dlşında yaratılmış böyle bir avukatlık geleneği yoktur. Faşizme karşı mücadele içinde yeralan tek tek devrimci, demokrat avukatlar olmuştur. Kendini solcu, komünist, sosyalist olarak tanımlayan avukatlar olmuştur; ancak dünyanın hiçbir yerinde ülkemizde olduğu gibi bir DEVRİMCİ AVUKATLIK GELENEĞİ YARATILAMAMIŞTIR. işte faşizmin saldırılarının esas nedeni bu örneğin yok edilmesidir.
Emperyalizm ve faşizm için bir tavır tek başına bir tehlike arz etmez. Tekil bir olay olarak bir direniş, bir silahlı ayaklanma, bir adalet talebi bir şekilde önlem alınarak üstesinden gelinebilir. OYSA ÜSTESİNDEN GELİNEMEYECEK OLAN ŞEY GELENEKLEKLERDİR.
Gelenek, bir tavrın süreklilik göstermesidir. Bir anlayış haline gelmesi, bir yaşam biçimi haline gelmesidir.

Avukatlar, toplumsal işleyiş ve kendisine biçilen rol gereği toplumu etkileme gücüne sahiptirler. Faşizm, avukatların, bu gücü kişisel çıkarları için kullanmasını tembih ediyor.

Avukatlığı, kapitalist ticaret anlayışının parçasına dönüştürürken, avukatların da böyle düşünmelerini ve yaşamalarını istiyor. Çünkü, halkın adalet talebi için faşizme ve emperyalizme karşı mücadele içinde yer alan avukatlık, burjuvazi için tehlikelidir. Ve bu avukatlık bir çizgiye, bir geleneğe dönüşürse, bu, faşizmi teşhir eden ve egemenliğine zarar veren bir araca dönüşür.
Ne emperyalizm, ne de faşizm böyle bir adalet mücadeleşine tahammül edemez. Böyle bir avukatlık geleneğini kabul edemezler. Bu nedenle de bu geleneği bitirmek için saldırılarını sürekli hale getiriyorlar.

Bu saldırılarına elbet gerekçe de bulma ihtiyacı duymaktadır. Devrimcileri tecrit edip yalnızlaştırma, terörize ederek imha etme politikasının bir parçası olarak "terörist", "terör örgütü", "örgütün avukatlık yapılanması", "örgütün talimatlarını taşıyorlar” gibi yalan ve demogoji ile kendilerine gerekçe yaratmaya çalışıyorlar.

Faşizm yalan ve demogoji demektir. Yalan ve demogoji, faşizmin, sürekli milli kriz içindeki bir ülkeyi yönetebilmesi için zorunludur. Çünkü tek başına baskı ve şiddetle kitleleri yönetemez.

Yoksulluğa, açlığa, baskı ve şiddete gerekçeler bulması, bunlara meşruluk zemini yaratması gerekmektedir. Bu meşrulük zemini yalan ve demogoji ile, halk kitlelerinin bilincinde çarpıklıklar yaratılarak sağlanabilir.
Faşizm, Halkın Hukuk Bürosu'na ve Halkın Avukatları'na
Avukatlık Geleneğini Yok Etmek için Saldırıyor!

Ancak bunu 30 yıldır başaramadı, bundan böyle de başaramayacak. Çünkü; emperyalizmin sömürü ve zulmü olduğu sürece emperyalizme ve faşizme karşı adalet mücadelesi de olacaktır. Halkın avukatları da bu adalet mücadelesinin içinde olmaya, önünde olmaya devam edeceklerdir.

Halkın avukatlığı anlayışı belirli koşulların sonucunda ortaya çıkarak gelenek haline gelmiştir. Bu koşullar; emperyalist tekellerin ülkemizdeki sömürüsü ve faşizmin halkımız üzerindeki baskı ve şiddetidir.

Sömürü bütün adaletsizliklerin kaynağıdır. Adaletsizlik, adalet mücadelesinin, halkın avukatlığının nedenidir. Bu adaletsiz düzen son bulmadan ve halkın adalet arayışı halk demokrasisi ile çözülmediği sürece halk için avukatlık varolmaya devam edecektir.

Yazımızın sonraki bölümlerinde, faşizmin saldırılarının nedenlerini somut olarak daha fazla anlatacağız. HHB avukatları hangi davaları üslenmiş, nasıl bir avukatlık anlayışı geliştirmişler, avukatlığı nasıl adalet mücadelesinin parçası haline dönüştürmüşler bunları anlatacağız.

Ancak dizimizin bu ilk bölümünde, yazımızda bir noktaya daha değinelim. Halkın avukatlarının tutuklanmaları ve 18 yıla cezalarla ceza la n d ı rı l mak istenmesi, halkın avukatlığı yok etmeye yetmeyecektir.

Halkın avukatlığı mahkeme salonlarına hapsedilebilecek bir anlayış ve gelenek değildir. Halkın avukatları, hapishane hücrelerinden de halkın avukatlığını yapmaya, halk için adalet istemeye, emperyalizme ve faşizme karşı mücadele etmeye devam edeceklerdir.

Ülkemiz hapishaneleri, özgür tutsakların direnişleriyle, teslim alma, devrimci kişiliği öğütme, düşünceleri teslim alma merkezleri olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu politika 122 şehit ile yerle bir edilmiştir.

Bu nedenle, faşizm Halkın Avukatlarını tutuklayarak, cezalar vererek devrimci avukatlık geleneğini yoketmeyi başaramayacaktır.

HALKIN AVUKATLIĞI, YOKSULLARIN, AÇLARIN, ADALET İSTEYENLERİN AVUKATLIĞIDIR. BU BİR GELENEKTİR, GELENEKLER YOK EDİLEMEZ!

FAŞİZMİN HEDEFİNDE HHB VAR, HALKIN AVUKATLIĞI VAR!
ÇÜNKÜ HHB, ANTİ EMPERYALİST, ANTİ FAŞİST AVUKATLIK GELENEĞİNİN TEMSİLCİSİ!

Halkın Hukuk Bürosu'ndaki halkın avukatlığı geleneğini anlatmaya geçen hafta başlattığımız yazı dizimize, HHB'nin avukatlık anlayışını, ilkelerini, çalışma tarzını ve neden hedef alındığını daha somut göreceğiz.

Tayyip Erdoğan, "Bunlar işini bilen avukatlar" diyordu HHB'ye yapılan baskın sonrasında. Kuşkusuz bunu hedef göstermek ve HHB'yi terörize etmek için söylüyordu.

Ancak bir gerçeği ifade ediyordu; evet Halkın Hukuk Bürosu avukatları işini iyi bilen avukatlardır. Çünkü Halkın Avukatları; hiçbir davayı sadece hukuki boyutuyla ele almamış, toplumsal, sosyal ve siyasal yanıyla da değerIendirmiş ve faşizmin karşısında halk için adalet aramışlardır.

Faşizm, kendi hukuku ve adaletsizliğini sorgulamayan, avukatlığı yalnızca ticari bir meslek olarak gören ve aldığı davaları da bu düşünceye göre seçip yürüten avukatlar istiyor.
Oysa HHB, faşizmin yaratmak istediği bu yozlaşmış, halkın adalet mücadelesinden kopmuş avukatlık anlayışını; yarattığı geleneklerle, davaları kabullenme ve yürütmedeki ilkeselliğiyle faşizmin yaratmak istediği bu anlayışı yıkıyor.

Halkın Avukatları, davaları yalnızca mahkeme salonlarında
yürütmediler, sokaklarda, basın açıklamalarında, mitinglerde, cenazelerde de, bir yandan adalet ararken, bir yandan da faşizmin adaletsizliğini teşhir etmiştir. Burjuvazinin hukukunu ve faşizmin adaletsizliğini kabul etmediler. Bu nedenle de 30 yıldır faşizmin hedefindeler.

Halkın Hukuk Bürosu, halk için avukatlık anlayışını yarattı ve gelenekselleştirdi. Halka yapılan saldırıların katliamların, işkencelerin, işten atmaların ve her türlü adaletsizliğin karşısında adalet savaşçısı oldular.

Halkın Avukatlarının üstlendiği tek bir holding davası yoktur. Yoksul halka, işçiye, memura, esnafa karşı açılan tek bir davada şirketlerden, tekellerden yana olmamışlardır.

Halkı savunmuşlar, halk düşmaniarının karşısında durmuşlar, halkı katledenlerden hesap sormuşlardır.

HALKI, DEVRİMCİLERİ SAVUNMAK, BİR GELENEKTİR, BU GELENEĞİN ADI DEVRİMCİ AVUKATLIK, HALKIN AVUKATLIĞIDIR.

ı-IHB DEVLET TERÖRÜNÜN KARŞISINA HALK içiN ADALET ANLAYIŞIYLA ÇIKTI!

1980'Ierin sonuna doğru, 12 Eylül faşist cuntasının halk üzerindeki sindirme politikaları aşılıyor ve halkın hak arama mücadelesi yavaş yavaş büyüyordu. Gösteriler, YÖK protestoları, 6 Kasım boykotları, 1 Mayıslar...

Faşizm yükselen halk hareketini bastırmak için yine gözaltı tutuklama ve katliamlara başvuruyordu. 1989 1 Mayıs'ında devrimci işçi Mehmet Akif Dalcı polis kurşunuyla katledildi.

1990 yılında ise Gülay Beceren polis kurşunuyla yaralandl. Onlarca kişi gözaltına alınıp Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) adı verilen mahkemelerde yargılandı.

1990'Iı yıllar, devrimci mücadeleyle birlikte devlet terörünün de arttığı yıllardı. Halkın Avukatları ise faşizmin baskısının arttığı bir süreçte bu davaları üstleniyorlar, bu nedenle polis tarafından tehdit edilliyorlar, gözaltına alınıyorlar, işkence görüyorlardı.

Halkın Avukatları bu yıllardaki; 1989, 1990, 1991 1 Mayısları ve İTÜ ve Yıldız Üniversitesi işgalleri gibi toplu davaları üstlendiler.

Bu yıllar işkencelerin, kayıpların ve katliamların süreklileştiği, neredeyse günlük ve sıradan olaylar haline geldiği yıllar olmuştu. HHB avukatları, emniyet önlerinde, mahkemelerde devrimcileri savundular, devletin işkence, kayıp ve katliam politi1990'Iı yıllarda devlet gözaltında kayıp politikasına hız vermişti. HHB ilk olarak 1991 yılında Topkapı Bölgesinde gözaltına alınan Yusuf Erişti'nin bulunması mücadelesine katıldı ve hukuksal olarak davayı takip etti. Sonrasında ise İsmail Bahçeci,

Serhan Dehmen, Düzgün Tekin, Ayhan Efeoğlu ve Ali Efeoğlu davalarını yürüttüler.

Bunlardan öne çıkanlardan biri Düzgün Tekin'in davasıydı.
Düzgün Tekin 21 Ekim 1995 tarihinde İstanbul Güneşli Evren Mahallesi'ndeki akrabasının evinden Bayrampaşa'daki işyerine gitmek için çıktıktan sonra kaçırıldı ve bir daha da kendisinden haber alınamadı.

Ancak 18 ay sonra JİTEM'ci itirafçı Kasım Açık, Düzgün Tekin ile ilgili açıklamalarda bulundu. Açık, Düzgün Tekin'i, kendişinin de içinde bulunduğu itirafçılar, polis ve askerlerden oluşan JİTEM birimi tarafından işkence yapılarak öldürüldüğünü söyledi ve Edirne yakınlarındaki askeri alan içindeki Çadırkent çöplüğüne gömdüklerini anlattı.

Bunun ardından HHB avukatları, Düzgün Tekin'in bulunması için yapılan bütün çalışmalara, eylem ve aramalara katıldılar.
Benzer bir kontrgerilla katliamı da 1998 yılında İzmir'de yaşandı. Mart 1998'de kontrgerilla tarafından kaçırılan Metin Andaç, Neslihan Uslu, Hasan Aydoğan ve Mehmet Ali Mandal kaybedildiler.
Yine bir kontra elemanı olan Turan Ünal itiraflarında, 4 devrimciyi gözaltına aldıklarını, Foça'da Askeri alan içerisinde kontrgerillaya ait binalarda işkence altında sorgulandıklarını, sonrasında İzmir'in Hatay Üçkuyular semtindeki binada gözaltında tutulduklarını söyledi.

Nisan ayı sonunda ağır işkenceden çıkmış, kolları kırık, uyuşturulmuş bir halde İzmir Seferihisar kıyısında küçük kamarası olan bir balıkçı teknesine bindirildiklerini, daha sonra ise tekneyi bombayla patlatılarak 4 devrimcinin katledildiğini anlattı.

HHB avukatları, daha ilk andan başlayarak bu davayı sonuna kadar yürüttüler.

Jandarma İstihbarat örgütlenmesi olan JİTEM'in inkar edildiği dönemde, milletvekillerinin ve bakanların dahi ağzına JİTEM kelimesini dahi almaya korktukları bir süreçte, halkın avukatları mahkemelerde, basın açıklamalarında, panellerde JİTEM'in kontrgerilla örgütlenmesi olduğunu, devletin halka karşı suç örgütü olduğunu teşhir ediyorlardı.

12 Temmuz 1991 günü, ABD başkanı Bush'un Türkiye ziyareti öncesinde, CIA ve uşakları İstanbul'un çeşitli semtlerinde düzenledikleri saldırılarla 12 Devrimci Sol önder ve savaşçısını katlettiler.

Bu katliam, ülkemiz egemenlerinin efendilerine yaranmak için gerçekleştirdikleri bir katliamdı. HHB, 12 Temmuz davasını üstlenerek sadece faşizme karşı değil, emperyalizme karşı da siyasi tavrını ve tarafını belirliyordu.

Yine bir başka büyük katliam 16-17 Nisan 1992'de gerçekleşti ve Devrimci Sol'un önder ve savaşçıları katledildiler. Bu iki katliam saldırısında, faşizme ve emperyalizme karşı güçlü direniş örnekleri yaratıldı. Emperyalizmin tüm dünyada "MarksizmLeninizm (ML) öldü, sosyalizm kesin olarak yenildi, tek kutuplu dünya” derken, Devrimci Sol önder ve savaşçıları canlarını vererek yeni geleneklerin tohumlarını atıyorlardı Anadolu'ya.

Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının bu sürecin dışında kalmaları elbette beklenemezdi.

HHB avukatları, bu davaları faşizmin her türlü saldırılarına, tehditlerine rağmen üstlendiler. Oligarşinin katliamcılığını teşhir ettiler. Katledilenlerin çok yakın mesafelerden ve bedenlerine onlarca mermi sıkılarak katledildiklerini, katliamın ortaya çıkmaması için polisin, katledilen devrimcilerin elbiselerini çaldıklarını, katliam delillerini karartmaya çalıştıklarını ortaya çıkardılar.

Halkın Avukatları 1990'Iı yıllarda, İstanbul, Adana, Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır gibi illerde yapılan katliam davalarını üstlendiler, katliamcıların yargılanmalarını isterken, devrimcileri katletmenin bir devlet politikası olduğunu anlatarak faşizmi teşhir ettiler.

Tabi böyle bir avukatlık anlayışı, oligarşinin ve katillerinin işlerine gelmiyordu. Bugün Tayyip Erdoğan'ın "bunlar işini bilen avukatlar" demesinin nedeni budur.

O koşullarda hiçbir avukat devletin baskı ve terörünü üzerine çekmeyi göze alarak bu davaları üstlenmiyordu. Çünkü gözaltına alınabilir, tutuklanabilir, kaçırılarak kaybedilebilir, hatta öldürülebilirlerdi.

BİR EYLEM, BİR CENAZE, BİR DİRENİŞ

Sibel Yalçın 18 yaşında bir halk savaşçısıydı, bir komutandl. DYP Şişli ilçe Binası önünde nöbet tutan polislere yönelik eylemden sonra, bir ihbarcının ihbarı sonucunda, Okmeydanı'nda girdiği bir evde kuşatıldı. Sibel Yalçın yüzlerce polisin kuşatma ve teslim ol çağrılarına çatışarak yanıt verdi ve polis tarafından katledildi.

Sibel Yalçın'ın genç yaşında bir halk savaşçısı olması, teslim olmayı reddederek çatışarak şehit düşmesi, halkın geniş çapta sahiplenmesine neden oldu.

Bu sempatiyi gören devlet, eylemin halk üzerindeki etkisinin büyümesini engellemek amacıyla cenezeyi ailenin istediği şekilde ve yerde defnetmesine izin vermedi.

Bu andan itibaren de cenaze hakkı için direniş başladl.
"Aile Alibeyköy veya Gazi mezarlığına defnetmek niyetindeydi. Bizimle birlikte mezarlık[ar müdürlüğünde durumu görünce, cenazenin verilmeyeceğini anlamışlardı. Devlet, Kanarya'daki kimsesizler mezarlığına gömme izni verilebileceğini bildirmiş/erdi. Bu devletin bilinen politikasıydı. " (Adalet Mücadelesinde Halkın Hukuk Bürosu Anlatıyor, Syf: 70)
Devletin, devrimcilerin cenazelerini vermemesi, kaçırıp kimsesizler mezarlığına gömmesi, zaman zaman korkutmayı başardığı aileler aracılığıyla cenazeyi kaçırıp defin işlemini yapmaşı; o günlerin de bir politikasıydı.

Halkın Hukuk Bürosu, bu politikanın karşısında ailelerle birlikte hem hukuki, hem siyasal mücadele içinde yeraldılar. HHB, Sibel Yalçın'ın ailesi ile birlikte, ailenin evinde bir açıklama yaparak Valiliğin tavrını beklemeye başladılar. Bu bekleme süreci bir eylemlilik, cenaze hakkı için bir direniş sürecine dönüştü.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin
Kocadağ ile yapılan görüşmede; Kocadağ barikatları göstererek Halkın Avukatlarına "Bu barikat ne oluyor? Onu alır başınıza yıkarım” diyor, ancak devam eden direniş sonucunda da tekrar görüşmek isteyerek taleplerin kabul edildiğini, cenazenin verileceğini söylüyordu.

Sonuç olarak Sibel Yalçın'ın cenazesi, devletin bütün engellemelerine, tehditlerine rağmen 5 binden fazla kişinin katılımıyla Alibeyköy cemevinden kaldırılıyordu.

Halkın Hukuk Bürosu avukatları, Sibel'in katledildiği andan cenazenin direnişle alınarak defnedilmesine kadar bu sürecin her anında hem direnen halkın, hem de ailenin yanında yer alarak; halk kurtuluş savaşçılarının cenazelerinin sahiplenilmesi, faşist devletin insafına bırakılmaması geleneğinin yaratılmasının bir parçası olmuşlardır.

Avukatlık yalnızca bir meslek olarak kaldığında, davalara giren, müvekkillerini savunmaya çalışan, varolan yasaların uygulanmasını sağlamaya çalışan ya da bu yasalar ne diyorsa onunla yetinen bir meslek ortaya çıkar.

Tabi bu meslek zamanla ticari bir işe dönüşmekten de kurtulamaz
Burjuvazi bunu ister, meslek yalnızca meslek olsun, avukatlar, doktorlar, sanatçılar, mühendişler mesleklerini yasalar ve mesleki sınırlar içinde icra etsin-
Bu bakış yalnızca burjuvaziye ait değildir. Burjuva ideolojisinin etkisinde kalan kesimler de bu bakışa sahiptirler. "Sanat politikanın dışında tutulmalıdır", "Mesleki bakış ideolojiyle karıştırılmamalıdır”, "Politikayla işini birbirine karıştırma", "Ben bir yazarım ve mesleğimi ideolojiler üstü tutarım” gibi söylemler bu bakış açısının ürünüdürler.
Bunlar burjuva ideolojisinden etkilenen düşüncelerdir ve halk için mücadele içinde elbette yer almazlar. Böyle düşünen küçük burjuvalar; halkı ve halkın davasını küçük görür, halka üstten bakarak halka akıl vermeyi kendişine görev edinir.

Bu küçük burjuva aydın tipi faşizm için zararsızdır ve istisnai durumlar veya sistemin krizleri oligarşinin iktidarını tehdit edecek boyutlara ulaşmadığı sürece bunlara dokunulmaz.

Oysa Halkın Avukatları bu sınırların dışındadır. Halkın avukatları halkın olduğu her yerdedir. Adaletsizliğin olduğu yerde adalet savaşçısı, zulmün olduğu yerde direnişçidirler.

Halkın Avukatları, faşizme karşı mücadelenin içindedirler. Faşizmin hukukunun hüküm sürdüğü bir ülkede, adaleti savunmanın yolunun faşizmi teşhir etmek, faşizmin zulmüne karşı mücadele etmek gerektiğini bilirler.
Recep Tayyip Erdoğan, "BUNLAR İŞLERİNİ BİLEN AVUKATLAR” diyor. lHB'yi hedef göstermek, "terör” demagojisini güçlendirmek ve halkın adalet mücadelesinden duyduğu korkuyu gizlemek amacıyla söylediği bu söz; üstü örtülemeyen bir gerçeğin itirafıdır.

Evet, onlar işini gerçekten iyi bilen avukatlardır; çünkü Halkın Avukatları faşizme boyun eğmiyor, faşizmin hukukuyla sınırlamıyor kendilerini ve adalet için mücadele ediyor.
Faşizmin temsilcisi olan R. Tayyip Erdoğan'ın "Bunlar işini bilen avukatlar” sözünü anlamak için Halkın Avukatları'nın yürüttüğü adalet mücadelesine biraz göz atmak gerekir.

AHMET KARLANGAÇ DAVASI:
Ahmet Karlangaç, 2 Ekim 1980'de akrabası Mustafa Arı ile birlikte evinden gözaltına alındı. Götürüldüğü 1. Şubede yoğun işkencelere tabi tutuldu.
Ahmet Karlangaç, kendisine yüklenmek istenen eylemleri kabul etmediği için işkenceci polisler tarafından katledildi.

O günün gazetelerinde çıkan haberlerde Ahmet Karlangaç'ın, şubede geçirdiği bunalım sonucu başını duvara vurarak beyin kanaması geçirdiği ve hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtulamadığını ve öldüğünü yazmışti.
Aynı süreçte gözaltında ve işkencenin tanığı olan Baki Altın, 11.10.1983 tarihinde Sağmalcılar Askeri Cezaevinde Sıkıyönetim Komutanlığı Yardımcı Savcısı İsmail ÇAK'a verdiği ifadesinde Ahmet Karlangaç'ın işkenceyle katledildiğini anlattı.
Halkın Avukatları, başından itibaren işkenceyi teşhir etmek, Ahmet Karlangaç'ın katledildiğini açığa çıkarmak ve sorumluluların yargılanmaları için mücadele ettiler.

Tanık ifadelerini ve doktor raporlarını toparlayarak mahkemeye sundular. Çapa Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon kürsüsü başkanı yardımcısı Doçent Dr. Kutay KABİR'in raporuna göre VÜCUdunda morarmamış ve yaralanmamış tek bir alan kalmadığı belirtilmiştir. Akciğer ve beyin kanamaları mevcuttur deniliyordu.
Halkın Avukatları bunları çıkararak, Devrimci Sol Davasında Avukat Savunmalarında "1. ORDU KOMUTANLIĞI II NO'LU ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞI'NA” başlıklı bir dilekçe ile açıkladılar.

Elbette bunları Sıkıyönetim koşullarında yapmak hiç de kolay değildi. Öncelikle faşizmin saldırılarıyla karşı karşıya kalmayı göze almadan, faşizmin işkenceciliği ve katliamcılığı teşhir edilemezdi.
ENGİN ÇEBER DAVASI:
Engin Çeber, 28 Eylül 2008'de bir basın açıklamasına katıldığı ve Yürüyüş dergisi dağıttığı için gözaltına alındı. İstinye Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi'nde ve Metris Hapishanesi'nde 7 Ekim tarihine kadar işkence gördü.

Kaldırıldığı Şişli Etfal Hastanesi'nde 10 Ekim 2008'de şehit düştü. Halkın Avukatlarının çabalarıyla açılan işkence davasında işkenceciler, Engin ÇEBERİN sandalyeden düşerek başını yere çarptığını iddia ettiler. Halkın Avukatları ise tek tek işkencenin tanıklarının ifadelerini ve dava delillerini toplayarak mahkemeye sundular.
Bir örnek; 'Engin Çeber'in sandalyeden düşerek başını yere çarptığı' yönündeki tutanağın altında imzası bulunan sanık Karaosmanoğlu'nun, aynı zamanda başka bir tutanakta "orada değildi” denilerek aklanmaya çalışıldığını kanıtladılar.

Dava süreci uzatılarak, beş yıllık tutukluluk süresinin doldurulmak istenmesi avukatların mahkemeyi teşhir etmesi sonucunda gerçekleşmedi.
Halkın avukatları, davanın peşini hiç bırakmadılar. 1 Haziran 2010'da dava karara bağlandı. Ancak 28 Eylül 2011'de Yargıtay 8. Ceza Dairesi çeşitli gerekçelerle, işkencecilere verilen ceza kararını bozdu. Ancak davanın peşi yine bırakılmadı.
Metris hapishanesinde, işkenceye tanık tutukluların, Halkın Avukatlarının ve bilirkişinin katılımıyla yapılan araştırmalar ile işkence açığa çıkarıldı. Elbette Halk Cephesi'nin yürüttüğü "ADALET İSTİYORUZ” kampanyasının da süreçte önemli etkileri oldu.

Yapılan işkencenin, Halkın Avukatlarının çabalarıyla açığa çıkarılması, Halk Cephesinin "Adalet İstiyoruz” kampanyasıyla işkencenin geniş bir biçimde teşhir edilmesi, devletin giderek işkenceci niteliğinin teşhir olması sonucu, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali ŞAHİNaçıklama yaparak, Engin ÇEBER'in ailesinden devlet adına özür dilediğini açıkladı.

Engin ÇEBER davasının diğer önemli bir yanı da, Türkiye'de ilk kez bir işkence davasında yüksek cezalar verilmiş olması ve devletin işkence yaptığını kabul ederek özür dilemesiydi.

Davanın karar duruşmasında, 4 işkenceciye müebbet, üç karakol polisine 7 yıl 6 ay, bir polise 2 yıl 6 ay ceza verildi. Tabi burada esas mesele devletin işkenceyle bir devrimciyi katlettiğini kabul etmiş olmasıydı ve bunu sağlayan nedenlerin başında Halkın Avukatlarının dava delilleri bir bir toplamaları, dosyaların karartılmasına izin vermemeleri ve işkenceyi, davanın her aşamasında teşhir etmeleri olmuştur
Gencecik müvekkillerinin, 10 gün sistematik işkenceyle devletin yetkilileri tarafından katledildiğinin kanıtlanmasının ardından "özür değil adalet” talebini haykırdılar.
BERKİN ELVAN DAVASI:
Berkin ELVAN davası faşizmin halka bakışını gösteren önemli davalardan birisidir.
Berkin, Haziran Ayaklanması sırasında, İstanbul Okmeydanı'nda polisin hedef gözeterek attığı gaz fişeği kapsülünün başına isabet etmesi sonucu 269 gün komada kaldiktan sonra yaşamını yitirdi.
Devam eden günlerde dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan polise "talimatı ben verdim” diyerek halk düşmanlığını göstermiş oldu. Tayyip Erdoğan'ın katliamı savunması ardından elbette faşizmin mahkemelerinin, katil polisleri tutuklayarak yargılanması beklenemezdi. Ancak adalet için mücadele de ertelenemezdi. Halkın Avukatları bu süreçte tek tek delil toplamaya giriştiler. Öncelikle polisin tehditlerine rağmen tek tek mahalle halkını dolaşarak tanıklığa ikna ettiler.
Esnaflardan kamera görüntülerini tek tek kendileri topladılar. Burjuva hukukunda dahi bu delilleri savcılık kurumunun toplaması gerekiyordu. Ancak savcılık kurumunun yapması gerekenleri Halkın Avukatları yapıyorlardıHalkın Avukatlarının çabaları sonucunda, Berkin'in polis tarafından vurulmasından 6 yıl sonra olay yerinde keşif yapılması kararı çıktı.
Ancak bu süre içinde sanık polis bir türlü tutuklanmadı. Çünkü talimatı ona R. Tayyip ERDOĞAN vermişti. Dava süresince 6 savcı değiştirildi. Böylece dava uzatılarak sürüncemeye bırakılmak istendi.

Halkın Avukatları her aşamada delilleri tekrar tekrar mahkemenin önüne serdiler. Bu delillerden birisi, kamera görüntüleriydi. Kamera görüntülerinde sanık polis Fatih DALGALI teşhis edilebiliyordu.
Buna ek olarak, Halkın Avukatları mahkemeye, sanığın cep telefonunun o gün olay yerinden sinyal verdiğini, sanığın ise orada olmadığını söyleyerek mahkemeye yalan söylediğini belirttiler.
Yalnızca bu da değildi, Berkin'i vuran kolu sargılı polisin, 07.00-07.30 civarında Mithatpaşa Caddesinde'ki KİM MARKET önünde olduğunu, sanık polis Fatih DALGALI'nın cep telefonunun ise bu saatlerde aynı adresten sinyal verdiğini ortaya çıkardılar.
Bununla birlikte, faşizmin mahkemesinin kendi katilini yargılamayacağını, burada avukatlık görevinin tek başına bir kaç sanığın tutuklanmasını sağlamak değil, halkın çocuklarını katleden katilleri koruyan sistemi teşhir etmek olduğunu söylüyorlardı.

"Yargılamanın başından bu yana yalan söyleyen bu sanığı tutuklamayacağınızı biliyoruz. Ancak bizim görevimiz artık halk çocuklarını öldüren kati//eri tutuklamayan sisteminizi teşhir etmek.” (Berkin ELVAN davası Halkın Avukatları'nın açıklamalarından"Berkin'i vuran kolu sargılı katil polis Fatih DALGALI'dır. Ama siz tutuklamayacaksınız. Çünkü sizin sisteminiz, sizin meslektaşlarınız Berkin'in avukatlarını tutukluyor. Berkin'in ölüm yıldönümünde, katilleri hala yargılanmıyor diye duruşmalarını boykot eden avukatları tam da bu boykot yüzünden örgüt üyesi olmakla suçlanıyor.” (Berkin ELVAN davası, Halkın Avukatları'nın açıklamalarından) Faşizm bu davada katilleri yargılamadığı gibi, katillerin kim olduğunu ortaya çıkaran, delilleri toplayan ve cezalandırılmaları için mücadele eden avukatları tutuklayarak, Halkın Avukatları'na olan düşmanlığını gösteriyordu.
HASAN FERİT GEDİK CENAZESİ VE DAVASI:
Hasan Ferit Gedik 29 Eylül 2013'te Gülsuyu'nda uyuşturucuya karış yürüyüşte AKP polisinin desteklediği çetelerin, yürüyüş yapan halkın üzerine ateş açması sonucunda katledildi.
Otopsi raporunda, Hasan Ferit GEDİK'in 6 kurşunla vuruldüğü belirlendi.
Otopsi yapılırken, Hasan Ferit GEDİK'in kanlı gömleği AKP'nin polisleri tarafından çalındı. Polis davanın başından itibaren delilleri yok etmeye çalıştı.

Çünkü Hasan Ferit GEDİK'İ katleden uyuşturucu çeteleri, AKP polisinin koruması altındaydılar ve devrimcilere saldırma karşılığında uyuşturucu satmalarına devlet tarafından göz yumuluyordu.
Hasan Ferit'i katleden çeteciler, hapishaneden Cumhurbaşkanı R. Tayyip ERDOĞAN'a mektup yazarak, rinde emimrlerinizi bekleyen, Afrin'de savaşmaya hazır neferleriniz var" diyorlardı. Yine mektubun içinde, "Gülsuyu davasında 40'a yakın DHKP-C, PKK, MLKP militanını yaralamaktan” bahsediyorlar ve devrimcilere "hainler” diyorlardı.

Yani "reis”lerine (R. Tayyip Erdoğan) biz sizin talimatlarınızla devrimcileri kurşunladık, bizi hapishaneden çıkartın sizin için kurşun sıkmaya devam edelim diyorlardı.
İktidarla uyuşturucu çetelerinin bu kadar içli dışlı olduğu bir ülkede, iktidarın bu çeteleri gerektiği gibi yargılayıp cezalandırılmaları da beklenemezdi. Kartal'daki Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 4. duruşma başlamadan önce, Halkın Avukatları Twitter'a şunları yazdılar; "Hasan Ferit Gedik duruşmasındayız. Sanık yok, hakim yok, dosya yok... Adalet
Evet faşizmin hüküm sürdüğü, devletin uyuşturucu çetelerini kullanarak halkın çocuklarını-devrimcileri katlettirdiği Türkiye'de adalet yoktu. Halkın Avukatları, adalet yoksa adalet için mücadele edilmelidir anlayışıyla faşizmin karşısına adalet için dikildiler.
Faşizm Hasan Ferit GEDİK'in cenazesini ailesinin istediği yeri gömmesine izin vermiyordu. Cenazenin nereye gömüleceğine faşizm karar vermek istiyordu. Halkın Avukatları ise, aileyle birlikte, ailenin istediği yere cenazesini defnetme hakkını savundular.
Bunun için hukuki, yasal ve meşru bütün yöntemlere başvuruldu. Esas olarak da 3 gün boyunca Armutla Mahallesi'nin girişinde kurulan barikatlar ve direnişle cenaze hakkı kazanıldı!
Halkın Avukatları, Hasan Ferit vurulduktan sonra hastaneye gittiler, daha sonra morg, savcılık, alie, direniş ve cenaze... Yani başından sonuna, cenaze defnedilene kadar bu adalet direnişinin içindeydiler. Dava 14 A ğ u s t o s 2014'te başladı
Davanın 29. celsesinde çete lideri olmaktan Mesut Tarhan tahliye edildi. Dava boyunca çeteciler avukatlara ve ailelere saldırarak tehditler savurdular.

Yanlarında getirdikleri taş ve sopalarla saldırdılar Tekbir getirip Halkın Avukatarını ölümle tehdit ettiler. Çeteciler avukatlara salonda tehdit yağdırıp taş fırlatırken, AKP polisi de adliye korudorunda çivili sopalarla saldırdılar.
Devlet başından itibaren çetecileri sahiplendi ve ver— memek için elinden geleni yaptı. Halkın Avukatları'nın davanın peşini bırakmaması, delillerin karartılmasına engel olması, çetecilerin polisle olan ilişkilerini teşhir etmeleri, ailenin çocuklarının katillerinin yakasını bırakmaması ve Halk Cepheliler'in mücedelesi sonucunda, devlet, istemeye istemeye katillere göstermelik de olsa cezalar verdiler.
Bu davalar örnek davalardır. Bunlar gibi daha onlarca dava vardır, bunları anlatmaya devam edeceğiz.

Çünkü bu davaların nitelikleri Halkın Avukatlığı tanımını da ortaya çıkarmıştır. Bu davaların her biri faşizmle halk arasındaki çelişkilerin yansımalarıdır. Her bir dava, ayrı ayrı ülkemizdeki faşizmin niteliğini değişik biçimleriyle ortaya çıkarmış, faşizm koşullarında nasıl avukatlık yapılması gerektiğinin de cevabı olmuştur.
Halkın Avukatları'nın tarihi 30 yıllık bir tarihtir. Bu tarih, yalnızca işkence ve katliam davalarından oluşmuyor. Bu tarih, aynı zamanda emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi mücadelesi tarihidir. Halkın Avukatları, ülkemizin bağımsızlık mücadelesinin parçasıdırlar.

Yúrüyúş Dergisi

  

 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
AVUKAT AİLELERİNDEN BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI
'Ebru Ve Aytaç'tan Haber Alamıyoruz'
Armutlu'da Ölüm Orucundaki Halkın Avukatları İçin Kapı Çalışması Yapıldı

Armutlu'da Ölüm Orucundaki Halkın Avukatları İçin Kapı Çalışması Yapıldı
Salgında Türkiye, ABD Ve Küba: Sosyalizm Başarır  
Avrupa'dan Ölüm Orucu Direnişçilerine Destek Açlık Grevi
Armutlu Halk Cephesi: Grup Yorum Konseri İçin Kuşlama Çalışması Yapıldı
Okmeydanı Halk Cepheliler Ölüm Orucunda Olan Halkın Avukatları İçin Yazılama Yaptı
Diğer Başlıklar

ÖLÜM ORUCUNDAKİ AYTAÇ'IN KALEMİNDEN: ŞAHİN BEY GİBİ, VATANIMIZI İŞGAL EDENLERE KARŞI CANLARIMIZI CÜBBE YAPTIK!
AVUKAT AİLELERİNDEN BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI
'Ebru Ve Aytaç'tan Haber Alamıyoruz'
Armutlu'da Ölüm Orucundaki Halkın Avukatları İçin Kapı Çalışması Yapıldı
Salgında Türkiye, ABD Ve Küba: Sosyalizm Başarır  
Avrupa'dan Ölüm Orucu Direnişçilerine Destek Açlık Grevi
Armutlu Halk Cephesi: Grup Yorum Konseri İçin Kuşlama Çalışması Yapıldı
Okmeydanı Halk Cepheliler Ölüm Orucunda Olan Halkın Avukatları İçin Yazılama Yaptı
GRUP YORUM'DAN EBRU VE AYTAÇ İÇİN: DİRENİŞÇİLERİN CEVABI!
HDP'den Ölüm Orucundaki Avukatlar İçin Yapılacak Basın Açıklamasına Çağrı
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(171 Online) 0,13ms