Bugün - 06 Ağustos 2020 Perşembe
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

Türkiye Hapishaneler Tarihinde Açlık Grevleri – 1

direnişler tarihi hapishaneler

Gündem Haberi - 11 Temmuz 2020 Cumartesi - 17:36
direnişler tarihi hapishaneler
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Yazı dizimizin önceki bölümünde işgalci İsrail siyonizminin hapishanelerindeki Filistinli tutsakların açlık grevi direnişlerine yer vermiştik. Dizimizin sekizinci ve son bölümü
olan bu bölümünde ise açlık grevi ve ölüm oruçlarının Türkiye’deki tarihine bakacağız.
Yazı dizimiz boyunca açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin geçmişten bugüne politik bir mücadele biçimi olarak kullanılmasının Hindistan, İngiltere, ABD, İrlanda gibi birçok ülkedeki örneklerini inceledik. Hepsinde gördüğümüz ortak nokta şuydu;
açlık grevi ya da onun ileri biçimi olan ölüm orucu siyasal mücadelede etkili ve önemli bir araçtır.

Sınıflar mücadelesinde fiziksel-maddi açıdan zayıf olan ezilenlerin, yoksulların ve onların mücadelesine öncülük eden devrimcilerin, haklar ve özgürlükler mücadelesinde egemen sınıfa karşı hak talep edenlerin elinde, çoğunlukla son çare olarak başvurulan etkili bir silahtır.

Egemenlerin baskısının, zulmünün arttığı; bu baskıyı, zulmü durdurmanın başka bir yolunun olmadığı durumlarda bedeni silah ve barikat yapmanın özel bir biçimidir açlık grevi ve ölüm orucu.

Bedeni baskıya ve zulme karşı barikat yapmanın bu özel biçiminin en etkili kullanıldığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye devrim mücadelesi tarihinde önemli dönüm noktalarına tekabül eden süreçlerde yaygın açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine birçok kez başvurulmuştur.

Dizimizin bu bölümünde işte bu tarihte, Türkiye devrim mücadelesi tarihinin dönüm noktalarına denk düşen süreçlerdeki açlık grevi ve ölüm oruçlarına yer vereceğiz.

Dizimizin ilk bölümlerinde ifade ettiğimiz gibi, açlık grevleri, ülkemizde de haksızlığa ve zulme
uğradığını düşünen birçok insanın başvurduğu yaygın bir protesto ve direniş biçimi olarak bir gelenek haline gelmiştir.

Nazım Hikmet'ten bugüne bu gelenek, devrimci hareketin yarattığı yeni gelenekler, eklediği yeni halkalarla büyüdü, büyümeye devam ediyor. Şimdi sözünü ettiğimiz, geleneğe eklenen bu halkalara tek tek, daha yakından bakalım.

Türkiye Hapishanelerinde İlk Açlık Grevi: Nazım Hikmet’in Açlık Grevi
“Hakkın, hakikatın tecellisi için açlıkyatıyorum.” N. Hikmet
Türkiye’de bilinen, ses getirmiş ilk açlık grevi Nazım Hikmet’in 1950’de başlattığı açlık grevidir.
Nazım Hikmet, uğradığı haksızlığa, hukuksuz şekilde yıllarca tutsak edilmesine karşı, “Halka verdiğim dilekçeye canımı pul yerine yapıştırıyorum" diyerek bedenini açlığa yatırmıştır.

1938’de tutuklanan Nazım Hikmet, serbestçe satılan kitaplarını “askeri okul öğrencileri de alıp okuyor” gibi akıl almaz bir gerekçe ve orduyu isyana teşvik suçlamasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Tutukluluğunun 12. yılına geldiğinde yani 1950 yılında, serbest bırakılması için ulusal ve uluslar arası alanda birçok girişimde bulunuldu; ama bunların hepsi sonuçsuz kaldı.

Kendince dayanma sınırına ulaşmış ve farklı mücadele yolları arayışı içindeydi. Bir keresinde ziyaretine gelen annesine “Üç senedir maneviyatım düşüyor, kabili yaratışım azalıyor, yazamıyorum, paçavra haline geleceğim, nebata döneceğim” demişti. (Kaynak: Nâzım Hikmet'in Açlık Grevi (Millete Verdiğim Açık İstidaya Canımı Pul Yerine Kullanıyorum, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011)

29 Mart’ta avukatı İrfan Emin Kösemihaloğlu’na gönderdiği kısa notta ise şöyle diyordu Nazım Hikmet;
“Canım, sevgili üstadım, Hakkın, hakikatın tecellisi için açlık grevine yatıyorum. Üzülme, sinirlenme, hak ve hakikat uğrunda, bir kanunsuzluğun tamiri uğrunda gerektiği zaman ölümü göze alabilmek güzel şeydir.” (Kaynak: Gazete Duvar-09 Eyl 2016)

Ertesi gün yani 30 Mart’ta ise bu kez ailesine bir mektup yazarak açlık grevi kararını açıkladı.
Ve 8 Nisan 1950’de “Millete verdiğim açık istidaya (dilekçeye) canımı pul yerine kullanıyorum” diyerek Bursa Hapishanesi’nde açlık grevine başladı.

Kalp ve karaciğer hastasıydı Nazım Hikmet.
Avukatı iki gün sonra “ara vermeye” ikna etti, serbest kalma ümidi doğmuştu. Ama devlet hiçbir sözünü tutmuyordu. 2 Mayıs 1950 sabahı yeniden açlık grevine başladı.

Bu kez “ölüme ya da özgürlüğü dek” aç kalacaktı, kararlıydı:
“(…) ölümüme veyahut herhangi bir kanun yolundan tahliyeme kadar bunun böyle sürüp gideceğini ayrıca bildiririm.”

Sadece su ve sigara içiyor, hiçbir şey yemiyordu.
Bir hafta sonra sağlığı ciddi şekilde bozuldu. Ama hastaneye yatmayı kabul etmedi, eyleme hapishanede devam etmek istediğini söyledi.
9 Mayıs 1950 günü, annesi Celile Hanım üzerinde “Haksız yere mahkum edilen oğlum Nâzım Hikmet açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum gece gündüz oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler bu deftere adreslerini yazarak imzalasınlar” yazılı bir dövizle Galata Köprüsü’nün üzerine çıktı. Ama çok kısa bir süre sonra “trafiği engellemek” suçlamasıyla gözaltına alındı.

12 Mayıs’ta Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat, Nazım’a destek için üç günlük açlık grevine başladılar.

14 Mayıs 1950’de yapılan seçimleri DP (Demokrat Parti) kazanmıştı ve yeni hükümetin kurulması bekleniyordu. Seçimden üç gün sonra Adnan Adıvar, Halide Edip, Sait Faik, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret gibi aydınlar Nazım’a bir mektup yazarak yeni hükümet kurulana kadar eyleme ara vermesini rica ettiler.

Nazım Hikmet, 19 Mayıs günü yeni hükümetin tutumunu beklemek üzere 17 günlük eylemine son verdiğini açıkladı. İki ay hastanede yattıktan sonra 15 Temmuz’da serbest bırakıldı.
Nazım kazanmıştı!

DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam edilmelerinden hemen önce, Nisan 1972'de
Mamak Askeri Hapishanesi'nde on iki günlük bir açlık grevi yaptılar.

Açlık grevinin temel nedeni '61 Anayasası’nda yapılan değişiklikler ve anayasanın tamamen

değiştirilmek, yeni bir anayasa yapılmak istenmesiydi.
Bu değişikliklerin sonucunda halka ve devrimcilere yönelik saldırıların artacağını çok iyi biliyorlardı. Bu saldırıların önünü kesmek için bedenlerini barikat yapmaktan başka yollarının
olmadığını da iyi biliyorlardı. Bu yüzden ölüm orucu kararı aldılar.

Denizler'in ölüm orucuna başlamalarına yol açan neden sadece 61 Anayasası’nda yapılan değişiklikler değildi tabii ki. Hapishanelerdeki insanlık dışı baskı ve işkencelere, her gün devrimcilerin çeşitli bahanelerle katledilmelerine, halkın egemenlerce sömürülmesine, basına uygulanan sansüre karşı bir direnişti söz konusu olan.
“Son getirilen zamlar ve hayat pahalılığı, fakir emekçi halkımızın, zaten son derece güç olan hayat şartlarını, çıkarcıların menfaati uğruna uğruna daha da dayanılmaz hale getirmiştir.”
Bu satırlar, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 18 Nisan 1972 günü Mamak Askeri Hapishanesi’nde başladıkları ölüm orucunun nedenlerine dair listesinin ilk maddesidir.

Beş madde sıraladıktan sonra şöyle der Denizler: “Bu davranışımızın kötülükleri sona erdirmeyeceğini biliyoruz. Ancak, halkımıza ve onun haklarına cezaevi hücrelerinde sahip çıkıp onu savunacak tek hareketimiz bu ölüm orucunu sürdürmek olacaktır. İmza: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan”

Denizler'in idam cezası Meclis’te onaylanmış ve her an infaz beklenmektedir. Avukatları Halit Çelenk, bir yandan son bir gayretle idamları durdurabilecek bir yol ararken bir yandan da olası infaz anında üç devrimcinin durumunu düşünmektedir.

Çelenk’e göre, ölüm orucunun yaratacağı fiziksel çöküntü infaza olumsuz bir görüntü verecek ve bu durum istismar edilecektir. Bitkin düşmüş devrimciler, “darağacını görünce çöken korkaklar” olarak gösterilebilecektir. Ve bu nedenle ölüm orucu bırakılmalıdır diye düşünür.
30 Nisan günü bunu bizzat söyler üçüne.
“Gözleri çökmüş, yüzleri sararmış, sarı yeşil bir görüntü almış“ gençlere şöyle söyler Halit Çelenk:
“(…) Sizlerin, idam sehpası altına sağlam ve zinde olarak gitmeniz gerekir. Açlıktan bitkin ve çöküntü içinde sehpa altına gitmeniz sakıncalıdır.
Bu takdirde açlığın doğurduğu bitkinlik ve çöküntü maksatlı çevrelerce kullanılacak, kamuoyuna korku olarak gösterilecek ve aleyhinize propagandalar yapılacaktır. Böyle bir propagandaya olanak vermeye hakkınız yoktur. Bunları düşünerek ölüm orucuna son vermeniz gerekir.”
Deniz, Yusuf ve Hüseyin, hapishanedeki diğer devrimcilerle de görüşerek ölüm orucuna son verme kararı alırlar.

Halit Çelenk'in direnişin bırakılması gerektiği düşüncesi, kendi içinde dönemin özgünlüklerini barındırsa da siyasi olarak doğru bir karar değildir! Doğru tavır; oligarşinin iradesine
karşı devrimci iradeyi koyan direnişi, böyle bir durumda sürdürülmesidir.

Ancak bu görüşmeden sadece beş gün sonra 5 Mayıs’ı 6’ya bağlayan gece yarısından sonra hücrelerinin kapısı çalınır. İnfaz için Ulucanlar’a götürülüp asılarak katledildiler.
(Kaynak: Gazete Duvar- 09 Eyl 2016, Halit Çelenk (Mayıs 1978), “İdam Gecesi Anıları ve Kararlar Gezmiş-Arslan-İnan”, s.73, Ülke Yayınları, Ankara)

Deniz, Yusuf ve Hüseyin, açıklamalarında ölüm orucuna başlama nedenlerini şöyle açıklamışlardı;
“1. Son getirilen zamlar ve hayat pahalılığı, fakir emekçi halkımızın, zaten son derece güç olan hayat şartlarını, çıkarcıların menfaati uğruna daha da dayanılmaz hale getirmiştir.

2. Halka dönük olan 1961 Anayasası, elbise değiştirir gibi değiştirilmiş, bununla da yetinilmeyerek, halkımıza anayasamızca tanınan hakları tamamen ortadan kaldırmak için yeni anayasa değişikliğine gidilmek istenmektedir.

3. Sıkıyönetim mahkemelerinde, MİT ajanlarına mahkemelerin temsilcileri görüntüsü verilmek istenmiş ve ANARŞİST deyimi ile devrimcilerin katline gidilmiş ve aynı nedenle siyasi cinayetler işlenmiştir.

4. Bizim bugün hücrelerinde kaldığımız Mamak Askeri Cezaevi’nde bulunan diğer tutuklu arkadaşlarımızdan bir veya bir kaçı her gün “Mahkemeye götürüyoruz” denilerek MİT’in
işkence odalarına götürülüp çağ ve insanlık dışı işkenceye tabi tutularak, yapılan işkencenin bütün belirtileri üstlerinde olarak geri getirilmektedirler.

5. Bütün bu yasa dışı, çağ dışı ve insanlık dışı uygulamaların halkımız ve ilerici aydınlar tarafından bilinmemesi ve duyulmaması için basına sansür konulmuş, basın ancak Sıkıyönetimin izin verdiği haberleri verebilecek duruma getirilmiştir.

Bütün bu nedenlerle 18.4.1972 tarihinden itibaren ölüm orucuna başladık. Bu davranışımızın kötülükleri sona erdirmeyeceğini biliyoruz.
Ancak, halkımıza ve onun haklarına cezaevi hücrelerinde sahip çıkıp onu savunacak tek hareketimiz (ÖLÜM ORUCU)’ nu sürdürmek olacaktır.
Deniz Gezmiş / Yusuf Aslan / Hüseyin İnan”
NAZIM HİKMET’İN AÇLIK GREVİ KARARINI AİLESİNE BİLDİRDİĞİ MEKTUP

“Piraye, Mehmet, İzgen, Suzan, Yavrularım, Başka türlü hareket etmek kabil olmadığı için bu kararı verdim. Sizden yalnız bir şeye kayıtsız şartsız inanmanızı istiyorum: Bu kararım, herhangi bir yeis, bir yılgınlık, bir korkaklık, bir sabırsızlık neticesi değildir.

Sabırlı, şuurlu, ümitliyim. Fakat, hakkın ve hakikatın ortaya çıkması için meydana hayatımı atmaktan başka imkânım kalmadığına kaniim. Bundan dolayı bu son imkânımı şuurla, ümitle kullanıyorum.
Hakkın ve hakikatın tecellisi uğrunda ölürsem de bu sizin babanıza layık bir ölüm olacaktır.
Hepinizi hasretle kucaklarım.
Babanız, Piraye’nin, Mehmet’in, İzgen’in,
Suzan’ın sabırlı, şuurlu, cesur ve ümitli babası.”
(30 Mart 1950 - Bursa Hapishanesi)
HALK OKULU
12 TEMMUZ 2020
SAYI:35

 
Anahtar Kelimeler:direnişler, tarihi, hapishaneler,
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
İdil Kültür Merkezi'ne AKP'nin Katil Polisleri Tarafından Baskın
Armutlu Cephe Hız Kesmiyor: Ölüm Orucu Direnişleri Ve Grup Yorum Konseri İçin Pullama Çalışmaları
Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Kapı Çalışması Yapıldı

Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Kapı Çalışması Yapıldı
TAYAD: Halkın Türküleri İçin İmza Toplamak Suç Değildir!
Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu: Tüm Meslektaşlarımıza Çağrımızdır
Ölüm Orucundaki Aytaç Ünsal: Zorla Müdahaleye İzin Vermeyin
AKP BASKILARIYLA DURDURAMAYACAK: ARMUTLU'DA GRUP YORUM KONSERİNE DAİR ŞABLON ÇALIŞMASI
Diğer Başlıklar

Gözaltına Alınan Grup Yorum Üyelerine Yapılan İşkencenin Fotoğrafları
Avusturya’da Avrupa Birliği Temsilciliği Önündeki Eyleme Çağrı
İdil Kültür Merkezi'ne AKP'nin Katil Polisleri Tarafından Baskın
Armutlu Cephe Hız Kesmiyor: Ölüm Orucu Direnişleri Ve Grup Yorum Konseri İçin Pullama Çalışmaları
Ulm’de Adalet Çadırı 8. Haftasında
Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Kapı Çalışması Yapıldı
TAYAD: Halkın Türküleri İçin İmza Toplamak Suç Değildir!
Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu: Tüm Meslektaşlarımıza Çağrımızdır
Ölüm Orucundaki Aytaç Ünsal: Zorla Müdahaleye İzin Vermeyin
AKP BASKILARIYLA DURDURAMAYACAK: ARMUTLU'DA GRUP YORUM KONSERİNE DAİR ŞABLON ÇALIŞMASI
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(83 Online) 0,06ms