Bugün - 13 Ağustos 2020 Perşembe
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

HALKIN HUKUK BÜROSU KURULDUĞUNDAN BU YANA FAŞİST DEVLETİN BASKISINA, SALDIRILARINA UĞRAMAKTADIR!

halkın hukuk bürosu direnişler

Gündem Haberi - 04 Temmuz 2020 Cumartesi - 16:16
halkın hukuk bürosu direnişler
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Halkın Hukuk Bürosu (HHB), kurulduğu günden bu yana sistematik olarak faşist devletin baskısına, saldırılarına uğramaktadır.
Halk için avukatlık anlayışının bir gelenek haline gelmesini engellemek için halkın avukatlarını gözaltına aldılar, işkence yaptılar, tutukladılar, hatta Halkın Avukatı Fuat Erdoğan’ı katlettiler.

Ancak bu baskılar 2013 Haziran Ayaklanması ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası; AKP’nin yönetememe krizini aşabilmek için çırpınması, HHB’ye baskıları da beraberinde getirdi.

2013’te düzmece bir davayla tutuklanan halkın avukatları, gerek beceriksizce hazırlanan dosyadaki hukuksuzlukları tek tek yüzlerine vurmaları, gerek yaptıkları savunmalarda faşizmi yargılayan olmaları gerekse de yurtiçi ve yurtdışındaki sahiplenme nedeniyle özgürlüklerini kazandılar.

Ancak AKP faşizmi katliamları, zulmü, baskısı, sömürüsü ve aşağılamaları nedeniyle her yerde karşısında halkın avukatlarını gördü.
Polis katliamlarından, hakkı yenen kamu emekçilerinin-işçilerin davalarına, öğrencilerden madende katledilenlerin ailelerine, özgür tutsaklardan işkencede katledilenlerin davalarına kadar hakkı yenilen halkın yanında, faşizmin karşısındaydılar.

2013’te; AKP’nin Suriye’deki katliamlar ve yağmalardaki rolünü tespit edip, Türkiye aleyhine dava açmaya hazırlanıyorlardı.

2017’de ise; ülkenin en temel gündemi olan OHAL, çıkarılan KHK’ler ve ihraçlara karşı
direnişin simgesi olan Yüksel D i r e n i ş ç i l e r i Nuriye Gülmen ve Semih Ö z a k ç a ’ n ı n
duruşmasına 10 bin avukat katma hedefiyle çalışıyorlardı.

O dönem açlık grevinde ve tutsak olan Nuriye ve Semih’in duruşmasından 2 gün önce büroları basıldı ve tutsak edildiler.DHKP-C üyesi olmakla suçlandılar; ancak bunu
kanıtlayacak TEK BİR DELİL YOKTU!

Delil yaratmak için; yaygın bir şekilde demokratik kurumlara giden kişileri gözaltına almaya ve tutuklamaya başladılar. Bu kişilere gerek şubede gerekse de hapishanede MİT-polis ve savcı ile giderek; başta işkence ve tehdit olmak üzere çeşitli yollarla işbirlikçilik teklif etmeye başladılar.
Kişiliğini, ruhunu, onurunu, geçmişini her şeyini satmış birkaç hain ve iftiracı itirafçı yarattılar. Hatta Soysuz Süleyman, bunu bir “başarı” gibi göstererek televizyonlardan övündüğü
Bu hainlerin başında Berk Ercan geliyordu. Verdiği yalan ifade nedeniyle tutuklanan Koçak
Mustafa, 2 yıl boyunca bu hukuksuzlukları anlattı, 296 günlük direnişi ile faşizmin işbirlikçileştirme-itirafçılaştırma politikasını yere çaldı. Tüm dünyaya nasıl bir adaletsizlik yaşandığını gösterdi, yargı mekanizmasının iktidarın emrinde olduğunu kanıtladı.

Halkın avukatlarının dosyasında ve daha birçok dosyada “gizli ve açık tanık” olarak dinlendi Berk Ercan ve İsmet Özdemir.
Her ikisi de psikolojilerinin bozuk olduğunu, halüsinasyonlar gördüklerini kendileri duruşmalarda söylemişlerdi. İsmet Özdemir’in sağlık raporu da vardı; ancak devrimcilerin yargılandığı tüm davalarda TEK GEÇERLİ DELİL sayıldı bu iftiracıların yalanları.

Tarihler boyunca hiçbir hak, egemenler tarafından kendiliğinden verilmemiştir. Faşizmle yönetilen ülkemizde de her hakkı tırnağımız-dişimiz-kanımız- canımızla kazandık.
Bugün de halkımız için adalet talebiyle halkın avukatları ve özgür tutsaklar ölüm orucunda.

AKP, Başından İtibaren Halkın Avukatlarının Dosyasına Müdahale Etti!
Burjuva Anlamda Bile Usule Uyulmadı, Adına “Yargılama” Denilemeyecek Duruşmaların Ardından Hızla 159 Yıl Hapis Cezası Verildi!

HHB’li ve ÇHD’li toplam 18 avukatın yargılandığı davada 18 avukata toplam 159 yıl hapis cezası verildi.
Başta müvekkilleri Grup Yorum ve Mustafa Koçak olmak üzere tüm halkımız için adalet talebiyle 3 Ocak’ta Ebru Timtik, 3 Şubat’ta ise Aytaç Ünsal süresiz açlık grevine başladı.
5 Nisan Avukatlar Günü’nde ise direnişi ölüm orucuna çevirdiler.
Özgür Tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya da 19 Şubat’ta ölüm orucu direnişine başladılar.

Kendi dosyalarında, faşizmin hukukuna göre bile yargılama yapılmamıştı.
- Tutsaklıklarının birinci yılında ilk kez mahkeme karşısına çıktılar ve hepsi tahliye edildiler.
Ancak davada hiçbir değişiklik olmamış, hiçbir evrak eklenmemişken, aradan 10 saat geçmeden yeniden aynı heyet tarafından tutuklandılar.

- 10 saatte ne değiştiğini hala açıklayamıyorlar.

- Basında; tahliye kararı veren 37. ACM heyetinin,kendilerinden habersiz olarak 10 saat sonra yeniden tutuklama kararına elektronik imzalarının eklendiği haberleri yer aldı.

- Ardından heyet dağıtıldı ve rütbeleri düşürülerek, davanın mübaşiri dahil hepsi farklı yerlere
sürüldü.

- 37. ACM heyetine, rüştünü AKP’ye ispatlamış halk düşmanı bir heyet atandı.

- Savunma hakkı tanınmadı, lehteki deliller kabul edilmedi ve karar, tutsakların ve avukatlarının bulunmadığı boş salona okundu.

- 159 yıllık karar istinaf mahkemesinde onaylandı.

Şu anda halkın avukatlarından 10’u hala tutsak ve dosya 1 Haziran’dan bu yana Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde incelemede.
25 Haziran’da halkın avukatları Özgür Yılmaz ve Süleyman Gökten gözaltına alındı. Gözaltında siyasi şube polisleri tarafından “29 Haziran’da dosyanın Yargıtay’da onaylanacağı söylendi.”
AKP’nin basınında da benzer haberler yer aldı.
Yargıtay’dan henüz çıkmamış olan kararı, siyasi şube polisleri ve burjuva basının nereden bilebildiğini sordu halkın avukatları. Ve yaptıkları teşhirin ardından henüz karar açıklanmış değil.

Tüm Halkımızın Adil Yargılanma Hakkı İçin Avukatlar Canlarını Cübbe Yapmış,
Tutsaklar Bedenlerini Siper Etmiş Direniyor!
Bu Görkemli Direniş, Tüm Dünyada Yankısını Buluyor!

İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu, 4 Haziran 2020 Deutsche Welle Türkçe’ye verdiği
röportajda şöyle dedi:
"Yargılamayı yaşamış olarak söylüyorum; böylesine bir tablo söz konusu olmadı.
Öylesine gariplikler hatta belki komikliklerle karşılaştık ki; yargıç ifadesini alırken bir gizli
tanığın, bazı olgularını gizli tanığa HATIRLATTI!
Bu gizli tanık; başka davalarda da, Gezi davasında da falan gezdirilen bir gizli tanık
konumuna geldi. Hukuksal olarak değerlendirilebilecek hiçbir yanı yok!
‘Neden avukatlık yapıyorsunuz’a kadar getirilebilecek, "Neden Soma'dasınız, neden Aladağ'dasınız, neden bunların avukatlığını yapıyorsunuz?" gibi yapılan avukatlığın sorgulanmasına kadar gelebilen böylesine sorular soruldu.

Üsüli anlamda yaşananların, bir "yargılama" denilecek hiçbir içerik taşımadığına tanık
olduk. Bu, sonuç olarak orada isimleri geçen insanların kişiliklerine, onların ideolojilerine
falan ilişkin değil. Avukatlar yargılanamaz diye bir tezimiz de söz k o n u s u değil, bunların
hepsi söz konusu olabilir.
A m a kimse, kim o l u r s a olsun; ama öncelikle avukat, adil yargılanmak zorundadır ve bu talep bugün, adil yargılanmaya ilişkin bir taleptir. Son derece haklı bir taleptir ve bu talebin
sonucunun da Yargıtay'dan en azından değerlendirileceğini umuyorum, görüyorum, öyle olması gerektiğini de açık açık söylüyorum."

Aynı haber programında Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun CHP'li Başkanvekili, hukukçu
Sezgin Tanrıkulu davayı şöyle anlattı:

" 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan ilkduruşmalarında aslında tahliye edilmişlerdi ve
mahkeme, 4 sayfalık tahliye gerekçesi yazmıştı. Ancak tahliye olamadılar. Tahliye kararı veren mahkeme heyetini dağıttılar. Yerlerine başka bir heyet atadılar 37. Ağır Ceza Mahkemesi'ne. O heyet, tahliye kararını geri aldı ve yeniden tutuklama kararı verdi. Hızla ama hızla adil yargılanma ilkelerine aykırı bir şekilde 'yargılama' yapıldı, ağır cezalar verildi.
Savunma, hiç dikkate alınmadı. İstinaf mahkemesi duruşma yapmadan kararı onayladı."

FARKLI ÜLKELERDEN 22 HUKUK KURUMU, HALKIN AVUKATLARINA TAHLİYE ve BERAAT İSTİYOR!

Halkın avukatlarının, Grup Yorum’un, Mustafa Koçak’ın ve yüzlerce Halk Cepheli’nin yargılandıkları davalarda hukukun nasıl halk için işletilmediğini örnekleriyle birçok kez anlattık.
Bu kez avukatlar davası nezdinde; dünyanın değişik ülkelerden 22 hukuk örgütünün hazırladığı rapordan aktaracağız faşizmin hukukunun nasıl işlediğini.

Rapor haline getirilen ve Yargıtay’a dilekçe olarak da sunulan; 1. ve 2. ÇHD davası başlığı altında incelenen o rapordaki hukuksuzlukların bir kısmını kısaltarak yayınlıyoruz:

AVRUPA BAROLAR BİRLİĞİ ve İTALYA BAROLAR BİRLİĞİNİN DE ARALARINDA BULUNDUĞU ULUSLARARASI HUKUK KURUMLARININ ÇHD DAVALARINA DAİR İNCELEME RAPORU:

23 Haziran 2020 ÇHD Davalarına İlişkin İnceleme Misyonu Adil Yargılanma Hakkının İhlali, Yargının Bağımsızlığı ve Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler:

Ekim 2019, İstanbul BÖLÜM I –
İnceleme Misyonu Hakkında:

7 Avrupa ülkesinden 15 avukat, 2019 Mart ayında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aşağıda belirtilen 18 Türkiyeli avukatın mahkumiyetine yol açan yasal koşulları inceleme misyonu için 13-15 Ekim 2019 tarihleri arasında İstanbul’da bir araya geldi.

İzleme ekibini oluşturan Avrupalı avukatlar Avusturya, Belçika, Katalonya/İspanya, Yunanistan, Almanya, Fransa ve İtalya’dan gelmiştir.

İlgili avukatlar, birçok başka örgütün yanı sıra, iki uluslararası avukat örgütünü, iki Avrupalı avukat örgütünü, Avrupa barolarının çatı örgütünü, çok sayıda ulusal ve bölgesel baro örgütlerini ve çeşitli avukat örgütlerini temsil etmiştir.

İnceleme misyonuna katılan Avrupalı avukatların birçoğu, Türkiye’de süregelen kitlesel avukat yargılamalarına ve diğer politik saikli yargılamalara gözlemci olarak katılmışlardır. İzleme heyetinin odak noktasını, ilgili yargılama süreçlerinde Türkiye ve Avrupa hukukunun ihlal edilip edilmemesi sorusu oluşturmaktadır. Bu gözlemlerin sonuçları çeşitli raporlarla kayıt altına alınmıştır.

1. İnceleme Misyonunun Amacı

İnceleme misyonunun katılımcıları, kararın gerekçelerini dikkate alarak aşağıdaki soruları
incelemiştir:
Yargılama sürecinde mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine ne ölçüde saygı gösterildiği Aşağıdaki hususlar da dahil olmak üzere, Türkiye ve Avrupa hukuku kapsamında adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği:
Hiç kimsenin aynı suç nedeniyle iki kez yargılanmaması prensibine uyulup uyulmadığı (ne bis in idem) Delillerin yasal gereklilikleri karşılayıp karşılamadığı

2. Genel Gözlemler

İki ÇHD davası ve Türkiye’deki politik saikli çok sayıda başka davaya ilişkin gözlemler, sanıkların ve savunma avukatlarının haklarına saygı gösterilmesi konusunda ciddi endişe yaratmıştır. Bu durum özellikle hâkim Akın Gürlek’in başkanlığını yaptığı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi için geçerlidir.

İlgili mahkeme başkanı, başka birçok yargılamanın yanı sıra Selahattin Demirtaş (HDP Eski Eş Başkanı), Canan Kaftancıoğlu (CHP İstanbul İl Başkanı), Ahmet Altan (gazeteci ve yazar), Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Barış Akademisyenlerinden), İhsan Eliaçık (ilahiyatçı ve yazar) aleyhine süregelen yargılamaları da yürütmüştür.

3. Uzmanlarla Yapılan Görüşmeler

Avrupalı avukatlar, İstanbul’da kaldıkları süre boyunca aşağıda belirtilen kişilerle görüşmüştür:
Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan dört avukat: Selçuk Kozağaçlı (ÇHD Başkanı), Ebru Timtik, Behiç Aşçı ve Barkın Timtik

İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıya katılmış olan ve ilgili yargılamanın savunma komitesinde yer alan savunma avukatları: Hasan Fehmi Demir, Fikret İlkiz, Derviş Aydın, Çiğdem Akbulut Yine ÇHD yargılamalarında meslektaşlarımızı temsil eden savunma avukatları içerisinde de yer alan, ancak aynı zamanda 37. Ağır Ceza
Mahkemesi huzurunda yürütülen diğer siyasi Saikli yargılamaların da savunma avukatlığını yürütmüş olan aşağıdaki avukatlar (bkz. İnceleme Misyonu Hakkında): Tora Pekin (Cumhuriyet Gazetesi yargılaması avukatlarından)
Melike Polat Bursalı (Barış için Akademisyenler’in bir kısmının avukatı, ayrıca Ahmet Altan ve Mehmet Altan yargılamaları avukatı)
Fırat Epözdemir ve Pınar Bayram (Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in avukatları)
Bir TBMM Parlamenteri: Sera Kadıgil (CHP) İstanbul Barosu Başkanı: Mehmet Durakoğlu.

BÖLÜM II – Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Aleyhinde Süregelen İki Kitlesel Yargılamaya İlişkin Gözlemler

1. Çağdaş Hukukçular Derneği Aleyhinde Süregelen Kitlesel Yargılamalar

Halihazırda Türkiye’de Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyeleri aleyhine iki ayrı kitlesel yargılama süregelmektedir.

İlk dava
(I. ÇHD davası), 2013 yılında 22 avukat (Selçuk Kozağaçlı, Taylan Tanay, Barkın Timtik,
Ebru Timtik, Naciye Demir, Şükriye Erden, Günay Dağ, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Avni Güçlü Sevimli, Güray Dağ, Gülvin Aydın, Efkan Bolaç, Serhan Arıkanoğlu, Zeki Rüzgar, Mümin Özgür Gider, Metin Narin, Sevgi Sönmez Özer, Alper Tunga Saral, Rahim Yılmaz, Selda Yılmaz Kaya, Oya Aslan ve Özgür Yılmaz) aleyhine açılmıştır.
Yargılama süreci, 2013 yılından bu yana devam etmektedir.

İkinci dava
(II. ÇHD davası), 2018 sonbaharında sekizi I. ÇHD davasında yargılanan 20 avukat
(Ahmet Mandacı, Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Engin Gökoğlu, Ezgi Çakır, Naciye Demir, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı, Süleyman Gökten, Şükriye Erden, Yağmur Ereren Evin, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir) aleyhine açılmıştır. Bu dava kapsamında iki avukat daha (Günay Dağ ve Oya Aslan) da yargılanmaktadır;
ancak duruşmalarda hazır edilememeleri nedeniyle, ilgili sanık avukatların davaları
tefrik edilmiş olup, bu yargılama ilk derece mahkemesinde devam etmektedir (II. ÇHD mükerrer soruşturması).

20 Mart 2019 tarihinde İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu 18 avukat hakkında
hapis cezasına hükmedilmiştir. 8 Ekim 2019 tarihinde, İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi,
sözlü duruşma yapmaksızın ilgili hükmü onamıştır. Dava, Yargıtay incelemesi aşamasındadır.
Suçlamalar her iki davada da aynıdır: Örneğin; bir örgütün (DHKP-C) (yönetici) üyesi olmak yahut terör örgütüne destek olmak.
ÇHD, 22 Kasım 2016 tarihinde bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılmıştır.

2. Her İki Yargılamada İsnat Edilen Suçlamalar

I. ÇHD davasında yargılanan avukatlar, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) çalışanıdır. Her iki davada da avukatlar, DHKP-C propagandası yapmak, örgüte üye olmak veya kendi hukuk büroları aracılığıyla örgütü yönetmekle suçlanmaktadırlar.

II. ÇHD davasında suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun siyasi amaçlarla hareket eden silahlı
örgütlere özel hükümlerine dayanmaktadır:
Türk Ceza Kanunu’nun[1] silahlı örgüt kuran veya yöneten kişinin on yıldan on beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören 314/1 maddesi, silahlı örgüte üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören 314/2 maddesi, 3713 sayılı Türkiye Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. ve 5. Maddeleri uyarınca, belirtilen suçlar terör suçlarıdır ve sırasıyla 20 ila 22,5 yıl ve 7,5 ila 20 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası ile cezalandırılır[2].

Bu hükümlerde yer alan maddi unsurların kapsamı Madde 7’de belirtilmiş olup, Türkiye Terörle Mücadele Kanunu ile paralellik göstermektedir:
Terör örgütü kurmak, yönetmek veya terör örgütü ne üye olmak, örgüt faaliyetleri düzenlemek, propaganda yapmak vb.
Her iki davada da, ilgili avukatlar HHB hukuk bürosu ve ÇHD derneği aracılığıyla nitelikli terör
örgütüyle birlikte hareket etmek ve iletişim kurmakla suçlanmaktadır.

I. ÇHD davası kapsamında, sanık avukatların ÇHD’de aktif roller üstlendiği iddia edilmiştir.
II. ÇHD davasında ise, sanık avukatların terör örgütü üyesi olarak gerçekleştirdiği
faaliyetler ile ÇHD’nin faaliyetleri arasında bir ilişki olduğu iddia edilmektedir.

Ayrıca avukatlar, tutuklu ve tutuksuz DHKP-C üyeleri arasında iletişimi sağlamakla suçlanmaktadır.
Savcı, bu suçlamayı desteklemek için avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirmiş ve avukatların
mesleki işlevleri ile ilişkili faaliyetlerini teşkil eden aşağıdaki maddi unsurları göz önünde bulundurmuştur: İşkence karşıtı gösterilere veya insan hakları protestolarına katılmak,
müvekkillerin cenaze törenlerine katılmak, müvekkillerini susma haklarını kullanmaya
davet etmek veya DHKP-C üyesi olmakla suçlanan çok sayıda müvekkili temsil etmek
vb. Sanıklar, her iki davada DHKP-C örgütüne üye oldukları iddiasını reddetmektedir.

2. II. ÇHD Yargılaması Kapsamında Deliller ve Maddi Unsurlar

I. ÇHD davası kapsamındaki hapis cezası hükmü ve I. ÇHD davası kapsamındaki iddianame, neredeyse aynı delillere dayanmaktadır.

II. ÇHD davasında, savcı tarafından, aşağıda belirtilen çok sayıda dolaylı kanıt örneğini beraberinde getiren üç tür kanıt sunulmuştur: Bunlar sırasıyla tanıklar, müzik stüdyosunda yapılan bir arama sırasında ele geçirildiği iddia edilen dijital belgeler ve Türk polisi tarafından bu ülkelerde bulunan Belçika ve Hollanda makamlarından alınan dijital belgelerin kopyası olduğu iddia edilen basılı belgelerdir.

İnceleme misyonu sırasında savunma avukatları,hapis cezası hükmünün dayandırıldığı
delilleri güvenilmez olarak değerlendirme nedenlerini ayrıntılı olarak açıklamışlardır.
Yedisi gizli olan sekiz tanığın tamamı itirafçıdır.

Gizli tanıklardan üçü, yargılama sürecinde dinlenilmemiştir, ancak İstanbul 37. Ağır Ceza
Mahkemesinin nihai hükmü, ilgili gizli tanıkların soruşturma sürecinde verdiği ifadelere
dayandırılmıştır.
Tanıkların ifadeleri, söz konusu ifadeleri çevreleyen koşullar açısından özellikle sorunludur
(bazı tanıkların bariz psikolojik sorunları, çok sayıda yargılamada kullanılan yüzlerce ismin
yer aldığı yüzlerce sayfalık ifadeler, tutarsız dönemler vb.).
Savunma avukatları, Belçika ve Hollanda makamlarından alınan dijital belgelere ait olduğu
iddia edilen basılı belgelerin karartıldığını savunmuştur:

Yasadışı örgütün iletişim kayıtları ve faaliyet raporları dosyaya yerleştirilmiş ve sanıklar hakkında hapis cezasına hükmedilmesi için kullanılmıştır.
Nitekim, bu dijital belgelerin aslı iletilmediğinden, belgelerin gerçek olup olmadığı uzmanlar tarafından doğrulanamamıştır.
Dolayısıyla uzmanlar, dijital dosyaların çıkarılması sırasında herhangi bir bilginin değiştirilip
değiştirilmediğini kontrol edememiştir. Bir müzik merkezinde ele geçirildiği iddia edilen
dijital belgelerin asıl kopyalarına savunma avukatları da ulaşamamıştır.

Dava dosyasında hiçbir dijital veya basılı belge bulunmamaktadır. İlgili belgeler, ifade verirken belgelerin içeriğini doğrulaması için tanık Berk Ercan’a polis memurları
tarafından verilmiştir. Dolayısıyla dava dosyasında söz konusu belgelere ilişkin tek iz,
Berk Ercan’ın ifade tutanaklarıdır.

4. II. ÇHD Yargılamasında Tutuklama

Sırasıyla 2017 yılının sonunda, 12 ve 21 Eylül, 13 Kasım ve 30 Aralık tarihlerinde 20 ÇHD avukatı aleyhine tutuklama emri çıkarılmıştır.

İlgili avukatlardan ikisinin (Günay DAĞ ve Oya ASLAN) davası tefrik edilmiş, ikisi (Ezgi ÇAKIR ve Ahmet MANDACI) ise şartlı tahliye edilmiştir.

İlk tutuklamalar, ÇHD avukatları tarafından temsil edilen öğretmen Nuriye GÜLMEN ve
Semih ÖZAKÇA’nın yargılamasından bir gün önce gerçekleşmiştir.
17 avukat tutuklanarak yargılamanın başladığı 10 Eylül 2018 tarihine kadar tutuklu (bazıları
tecritte) kalmak üzere farklı cezaevlerine gönderilmiştir.
Duruşmaların ilk haftasının ardından 14 Eylül 2019 tarihinde Mahkeme, on yedi avukatın tümünün tahliyesine karar vermiştir.
Ancak Duruşma Savcısı, 24 saat içinde hüküm aleyhine itirazda bulunmuştur. Olağandışı bir oturma düzenine sahip İstinaf Mahkemesi’nde, yasallığı belirsiz “yeniden tutuklama emirleri” çıkarılmıştır.

Altı avukat yeniden tutuklanmış, altısı hakkında ise yakalama kararı çıkarılmıştır. Avukat Selçuk KOZAĞAÇLI, kendi inisiyatifiyle mahkemeye gitmiştir.

5. II. ÇHD Davası Duruşmaları 5.1. Birinci Duruşma (10 – 14 Eylül 2018)

Belirtilen duruşmanın amacı, ifadelerin alınması ve sanık avukatlar aleyhine tazyik hapsi cezasının belirlenmesidir. Avukatlar, duruşmaya SEGBİS video konferans sistemi aracılığıyla değil, şahsen katılmak için çaba sarf etmek durumunda kalmıştır.

İlk güne dair gözlemler şu şekildedir:
Duruşma sırasında savunma avukatlarının ve sanık avukatlarının iletişime geçmesini
engellemek üzere sanıkların çevresinde çok fazla sayıda jandarma personeli bulunmaktadır,
Sanık avukatlardan bazılarına işkence etmeleri nedeniyle mahkeme salonundan ayrılmalarını
istediği için, terörle mücadele memurlarından biri, bir avukatı işkenceyle tehdit etmiştir,
Verilen aralardan birinde jandarma personeli, iletişim kurmaya çalıştıkları için avukatları
darp etmiştir,

Davanın karar duruşması, Silivri Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.
Duruşmanın ilk haftasının sonunda, 14 Eylül 2018 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza
Mahkemesi, tutuklu avukatların tahliyesini emretti ve davayı 19-20 Şubat 2019 tarihlerine
erteledi. Avukatların yeniden tutuklanmasının ardından, 2019 Şubat ayında makul tutukluluk
süresi aşılacağından, bir sonraki duruşma 3-5 Aralık 2018 tarihlerine alınmıştır.

5.2. İkinci Duruşma (3 -5 Aralık 2018)

3-5 Aralık 2018 tarihlerinde yapılan duruşmanın amacı, tanıkları dinlemektir.
Eylül ayında yapılan duruşmalardan sonra Duruşma Savcısı ve Mahkeme Heyeti değişmiştir.
Duruşma, Mahkeme Başkanı Akın GÜRLEK tarafından yürütülmüştür.

Tanıkların birçoğu gizli ve itirafçıdır. Tanıklar, çoğu tutuklu olduklarında cezaevlerinde, hatta
kimi zaman savcının dosyasından bazı unsurlara danıştıktan sonra verilmiş son derece uzun
yazılı ifadeleri takiben, SEGBİS video konferans sistemi aracılığıyla ifade verdiler.

Tanıkların ifadesinde bir avukatın müvekkiline mahkemede nasıl davranması gerektiğine
dair tavsiyede bulunması, bir avukatın müvekkilini susma hakkını kullanmaya davet etmesi,
bir avukatın örgüt içinde kod adının olması, bir avukatın yasal bir konferansa katılması, bir
avukatın müvekkiline dosyada hiçbir şey olmadığını ve tahliye edileceğini söylemesi veya bir
avukatın birini savunması gibi olaylar yer almıştır.
Tanıkların verdiği ifadelerin birçoğu kulaktan dolmadır.

Örgüte katılma veya örgüt içi iletişim sağlama iddiaları, tanık ifadeleri dışında bir delille
desteklenmemiştir.
Genel olarak, söz konusu tanıklar aşağıda belirtilen sebeplerle güvenilir bulunmamıştır:
(Çok sayıda yargılama sürecinde ifadeleri alındığından) çoğunlukla katıldıkları davayı bilmedikleri örülmüştür, İfadeleri görünürde hâkim tarafından yönlendirilmiştir,

Çapraz sorgu sırasında tanıklardan biri savunma avukatının uydurduğu bir avukatı
tanıdığını doğrulamıştır.

Genelde içeriğini özetleyemeseler de sık sık ifadelerini onaylayıp onaylamadıkları sorulmuştur,
Talebi üzerine ismi bilinen bir tanığın ifade verirken yüzünün sansürlenmesi başta olmak
üzere, video konferans sistemi aracılığıyla verdikleri ifadelerin gönüllü olup olmadığını doğrulamak zor olmuştur…

Duruşmaya çok sayıda olay damgasını vurmuştur.
Gözlemlenen olaylar arasında şunlar yer almaktadır:

İlk gün mahkeme salonuna giren İzmir Baro Başkanı’nın yüzüne, alenen yumruk atılmıştır,
Üç reddi hâkim talebi üzerine avukatlar, kısa bir aranın ardından dışarı çıkarılmış ve itiraz
etmek istediklerini belirtmelerine rağmen Mahkeme Başkanı duruşmaya devam etmiştir,

Silivri’de yargı yetkisi olmayan polis memurları gazeteci kılığında (basın rozetleri ile) mahkeme salonuna girmiş, savunma avukatları tarafından fark edilince salonu terk etmiştir;

Mahkeme Başkanı savunma avukatlarına karşı özellikle saldırgan bir tavır sergilemiş,
kendilerine bağırmış, sözlerini kesmiş, diğer iki hâkimin görüşlerini almamış, gayrı resmi bir dil kullanarak uyarıda bulunmuştur,

Duruşmanın ilk gününde Mahkeme Başkanı, her sanığın savunma avukatı sayısına aniden
sınırlama getirmeye karar vermiştir,
Tanığın çapraz sorgusunun ardından, Mahkeme Başkanı’nın savunma avukatlarından
Bahattin Özdemir ve Kemal Aytaç’ı salondan çıkarma kararını reddeden sanık avukatlar ve
sanık avukatları alkışlayarak destekleyen izleyiciler, Mahkeme Başkanı tarafından salondan
çıkarılmıştır. Savunma avukatları, müvekkilleri ve izleyiciler olmadan duruşmaya ve savunmaya devam etmek istememişlerdir. Bu nedenle Mahkeme Başkanı, boş salonda (iki uluslar arası gözlemci hariç) tanıklardan birini dinlemeye devam etmiş, Savcı’nın herhangi bir talebi olmaksızın, tanıklardan üçünü dinlememeye karar vermiştir.
Daha sonra savunma avukatları, belirtilen üç tanığın ifadesinin polis tarafından çarpıtıldığını
ve baskı altında ifade verdiklerini öğrenmiştir,
Mahkeme Başkanı, ifade vermek üzere salonda bulunmalarına rağmen, savunma tarafının
tanıklarını dinlemeyi reddetmiştir.

5.3. Üçüncü Duruşma
(18 – 21 Mart 2019)

Bu duruşmanın amacı, esasa ilişkin talepleri sunmak, kapanış argümanlarını ve esasa ilişkin
beyanları dinlemektir.
Duruşma tarihlerinde, savunma avukatları haftalardır açlık grevine devam etmektedir.
Savunma avukatları çeşitli taleplerde bulunmuşlar, tüm talepleri 15 dakikalık aranın ardından
reddedilmiştir (taraf tutmaları nedeniyle reddi hâkim, savunma tanıklarının dinlenmesi,
ek soruşturmalar, savunma hazırlamak için ek süre, ek kanıt toplama vb.).

Savunma avukatlarının sözleri düzenli olarak kesilmiştir. Savcı, duruşma öncesinde
mütalaasını sunmuş, mütalaa savunmaya iletilmiş ve duruşma sırasında okunmamıştır.
Savunma avukatlarının savunma hazırlama imkanı olmamıştır (bkz. ÇHD Davasının Kararı).
Duruşmaya katılan tutuksuz avukatlar, savunma avukatlarının yokluğunda esasa ilişkin
beyanlarını vermiştir.

Özellikle aşağıdaki olaylar tarafımızca gözlemlenmiştir:
Mahkeme Başkanı’nın savunma avukatlarına karşı düşmanca tutumu (bkz. İkinci Duruşma (3 – 5 Aralık 2018)),
Çok fazla jandarma personelinin bulunması (beş tutuklu için 50’den fazla jandarma);

19 Mart 2019 tarihinde, Mahkeme Başkanı sanık avukatları, izleyicileri ve savunma avukatlarını yine salondan çıkarmıştır; savunma avukatları savunma sıralarına ulaşmaya çalışmış, ancak mahkeme salonunun kapısında bekleyen jandarmalar tarafından engellenmiştir; izdiham yaşanmıştır;

Mahkeme Başkanı, ertesi gün son beyanlarını vermek ve son sözlerini söylemek üzere duruşmaya katılabileceklerine dair tutuklu sanık avukatlara ve savunma avukatlarına bilgi vermemiştir,
Bir saatlik görüşme sonunda 18 avukat için 3 ila 18 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir,
Kararın okunmasının ardından izleyiciler, gözlemciler ve savunma avukatları, jandarma
tarafından adliyeden kovulmuştur,

6. II. ÇHD Davasının Kararı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi
Tarafından Hükmedilen Cezalar Şöyledir:

Didem BAYDAR ÜNSAL, Ayşegül ÇAĞATAY, Yağmur EREREN EVİN, Yaprak TÜRKMEN): 3 yıl 9 ay hapis cezası. Tutukluluk halleri eylül ayında kaldırılmıştır.

Ezgi ÇAKIR: 7 yıl 12 ay hapis cezasına hükmedilmiş, ancak eşi de tutuklu olduğundan küçük kızına tek başına annelik yaptığı için elektronik gözetim altında ev hapsine çevrilmiştir.

Aycan ÇİÇEK ve Naciye DEMİR: 9 yıl hapis cezası.

Engin GÖKOĞLU, Aytaç ÜNSAL, Süleyman GÖKTEN: 10 yıl 6 ay hapis cezası.
Selçuk KOZAĞAÇLI: 11 yıl 3 ay hapis cezası.

Behiç AŞÇI ve Şükriye ERDEN: 12 yıl hapis cezası.

Özgür YILMAZ ve Ebru TİMTİK: 13 yıl 6 ay hapis cezası.

Barkın TİMTİK: Örgüt yöneticisi olduğu gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezası.

Karar, şüpheli dolaylı kanıtlara dayanmaktadır:

Örgüt üyeliği veya Halkın Hukuk Bürosu’nun DHKP-C ile bağlantı kurduğunun delili olarak, aşağıda belirtilen önemsiz olaylar karar gerekçesi olarak gösterilmiştir:

Solcu yazarların çeşitli kitaplarına sahip olma “DHKP-C üyeleri için önerilen davranış tarzına”
dikkat çeken bir kitaba sahip olma DHKP-C üyeleri olduğu iddia edilen kişilerin mahkeme huzurunda savunulması DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen tutukluların ziyaret edilmesi

Müvekkillere susma haklarını kullanmaları ve ifade vermemeleri doğrultusunda verilen talimatlar Paris’te, Fransa Komünist Partisi tarafından büyük bir kültürel etkinlik olarak her yıl organize edilen “Fête de l’Humanité”ye katılmış olma

Örneğin, Selçuk KOZAĞAÇLI’nın mahkumiyetine ilişkin dolaylı kanıtlar şunlardır:

Halkın Hukuk Bürosu avukatları arasındaki iş bölümü

DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişilerin savunmasını üstlenmesi

DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen tutuklulara sanık ve mahkum hakları konusunda bilgi vermiş olması

Bir sempozyumda DHKP-C örgütünün faaliyetlerini açıklaması

Maden kazasından sonra Soma’da aktif rol üstlenerek mağdur ailelerine tavsiyelerde bulunması ve avukat olarak onları temsil etmesi,

DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişilerin cenaze törenlerine katılması

DHKP-C ile bağlantılı bir internet sitesinde tutuklandığının duyurulması

Tutuklu ailelerine yönelik solcu bir dergide adının geçmesi

DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişiler için düzenlenen anma töreninde konuşma yapması
Çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinlikte konuşma yapması

ÇHD Başkanı olması ve ÇHD adına konuşması

7. ÇHD’nin Hüküm Aleyhine İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi’ne Başvurusu

Yapılan başvuru, 14 Ekim 2019 tarihindeİstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından aşağıda belirtilen gerekçeyle reddedilmiştir:

“Sanık savunmaları ve yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından….”

8. II. ÇHD Davasının Gözlenmesi Sırasında Endişe Uyandıran Konular

Aynı sekiz sanık aleyhine aynı suçlamalarla ikinci bir ceza davasının açılması, süregelen
yargılamada nüfuz kullanıldığı ve yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesinin artık
güvence altına alınmadığı izlenimi uyandırmaktadır.

Özellikle aşağıdaki konularla ilgili endişelerimizi dile getirmekteyiz:

14 Eylül 2018 tarihinde tutukluluk hallerine son verilen avukatların 17 Eylül 2018 tarihinde
yeniden tutuklanması, yasal dayanaktan yoksundur.
Yargılama sırasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve heyet üyeleri değişmiştir.
Yeni mahkeme başkanı Akın Gürlek olmuştur.
20 Mart 2019 tarihinde hükmedilen hapis cezası, Türk Ceza Kanunu kapsamında beyan
ve talepler için yasal bir son tarih belirtilmemesine rağmen, geç kaldıkları gerekçesiyle,
savunmanın ek delil ve beyan talepleri dikkate alınmaksızın, sanık ve savunma avukatlarının
yokluğunda açıklanmıştır.
Savunmanın tüm tanık ifadelerinin dava dosyasına eklenmesine ilişkin talebi reddedilmiştir.
Avukatların DHKP-C üyesi olduğuna dair ikna edici bir delil bulunmamaktadır.
Örneğin, Selçuk Kozağaçlı’nın ODTÜLÜ kod adıyla DHKP-C temsilcisi olduğuna ilişkin suçlama tartışmalıdır.
Ayrıca, örgüt içi iletişim yetkisine sahip olduğu iddiası da ihtilaflıdır.
Tanık Barış Önal’ın duruşması gerekçesiz olarak mahkeme tarafından reddedilmiştir.
Basın açıklamaları, örgütsel açıklama niteliğinde olmayan barışçıl ifadelerdir.
Katıldığı toplantılar halka açıktır.
Katıldığı uluslararası sempozyum ve konferanslar, iddianame ile ilgili değildir. ÇHD
Başkanı olarak çok sayıda uluslararası konferansa davet edilmiştir.
DHKP-C başkanı olduğuna dair suçlamaların hiçbir gerekçesi yoktur.

BÖLÜM III – Adil Yargılama İlkeleri Işığında Analiz (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6)

ÇHD davasında Avrupalı avukatlar, yukarıdaki özet ve eklerde ayrıntılı bir şekilde açıklanan
durumları gözlemlemiş ve raporlamıştır. Özet niteliğindeki bu bölümde, AİHS Madde 6 ile korunan ceza muhakemeleri ihlalleri listelenerek ÇHD yargılamasının bir bütün olarak adil olmadığı gösterilecektir.

1. Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Önünde Yargılanma Hakkı (Madde 6/1)
”25 yıllık avukatım ve dünkü duruşmada yaşananların gerçek olabileceğini asla düşünemezdim.
Hükmünü ara karar olarak açıklayan bir hâkimi daha önce hiç görmemiştim. Hâkim,
bu davaya hakimlik etme cesaretinden bile yoksundur.” (Selçuk KOZAĞAÇLI, 19 Mart 2019)

AİHS Madde 6 uyarınca tüm sanıklar, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemenin tarafsızlığı, nesnel ve öznel yaklaşım temelinde değerlendirilir [3].

Nesnel ve öznel yaklaşım açısından, Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in taraflı olduğu
sonucuna götüren durumlardan bazıları şunlardır:

Savunma avukatlarına hitap ederken kibar bir üslup yerine gayrı resmi bir üslup kullanması,
konuşmaları sırasında sanıkların ve savunma avukatlarının sözünü kesmesi ve mikrofonlarını kapatması, incelemek ve diğer iki hâkime danışmak için zaman ayırmaksızın tüm talepleri reddetmesi, tüm siyasi yargılamaları sert ve aşırı ciddi biçimde yürütmesiyle ünlü olması;
Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in, Savcı’nın itirafçı tanıklarından birini hapse mahkum
etmesi,
ilk duruşma ve ikinci duruşma arasında mahkeme heyetinin değişmesi.

4 Aralık 2018 Salı günü savunma, aşağıdaki gerekçelerle, Türk Ceza Muhakemeleri Kanunu
Madde 24 uyarınca, 37. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin değiştirilmesi için talepte bulunmuştur:
Savunma avukatlarına sürekli saygısızlık edilmesi; silahların eşitliği ilkesine bakılmaksızın, avukatları korkutmak için çok sayıda uyarıda bulunan Mahkeme Başkanı tarafından savunma avukatlarının sözlerinin sürekli kesilmesi;
Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in, savunma avukatlarının bazı itirazlarını duruşma tutanaklarına geçirmeyi reddetmesi;
İzleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılarak kamuya açık yargılanma ilkesinin ihlal edilmesi.
Bu talebin ardından Mahkeme Başkanı Akın Gürlek, avukatları uyarmış ve itiraz talebinin mahkemeye saygısızlık olacağına dikkat çekmiştir.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, itirazın incelenmesi için duruşmanın askıya alınması talebini reddetmiştir.
Genel olarak, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde II. ÇHD yargılaması süresince
AİHS Madde 6’da belirtilen diğer çok sayıda ilkenin ihlal edilmesi, sanık avukatların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanmadığını düşündürmektedir.
Son olarak, 2018 Eylül ayında yapılan ve sanık avukatların tahliyesine hükmedilen duruşma ile 2018 Aralık ayında Akın Gürlek’in başkanlık ettiği duruşma arasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin değişmesi, mahkemenin bağımsızlığı ile ilgili ciddi endişe yaratmaktadır. Türkiye’de yargı sisteminin bağımsızlığı için, bkz. Bölüm III.

3. Silahların Eşitliği ve Savunmanın Haklarının Sınırlandırılması (Madde 6/1)

Silahların eşitliği ilkesi, “taraflardan her birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin savunmalarını makul mahkeme önünde dile getirmek için makul fırsatlara sahip olması gerektiğini” varsayar [8].
Bu nedenle savunmanın haklarının sınırlandırılması, silahların eşitliği ilkesi açısından
bir sorun olabilir [9].
Bu bağlamda, savunmanın haklarına bazı sınırlamalar uygulandığı gözlemlenmiştir:

2018 Aralık ayında sanık avukatların ve izleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılması hakkında Duruşmalarda tanıkların çapraz sorgulanması sırasında, savunma avukatlarından biri, ismini kendi uydurduğu bir avukatın örgüt üyesi olduğunu doğrulatarak, bir tanığın yalan söylediğini göstermiştir.

Bunun karşılığında mahkeme başkanı savunma avukatının mikrofonunu kapatmış ve söz
konusu avukatın çapraz sorguya devam etmesini engellemiştir. İlgili avukat tarafından savunmalarının yapılması engellenmiş olan sanık avukatların protestosunun ardından mahkeme başkanı, sanık avukatların mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir.

İzleyicilerin bu kararı (alkışlayarak) protesto etmesi üzerine mahkeme başkanı, izleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir.
Savunma avukatı, müvekkilinin yokluğunda müvekkilini savunamamış ve mahkeme salonundan ayrılmıştır.

• 2019 Aralık ayında her sanığın savunma avukatı sayısının aniden sınırlanması hakkında

ÇHD avukatları aleyhine yürütülen kitlesel yargılamanın yargılamanın savunma ekibi, yaklaşık 200 savunma avukatından oluşmaktadır. Aralık ayında yapılan duruşma
sırasında mahkeme başkanı aniden, her bir sanık avukat için savunma avukatı sayısının üçle
sınırlanmasına karar vermiştir. Sanık avukatların tercih ettikleri savunma avukatları tarafından temsil edilmelerine izin verilmemiştir.

• 2019 Mart ayında sanık avukatların, izleyicilerin ve savunma avukatlarının mahkeme salonundan çıkarılması hakkında 19 Mart 2020 tarihinde sanık avukatlar, mahkemenin
tarafsız olmadığı gerekçeiyle, mahkemenin hükmüne tek tek sözlü olarak itiraz etmiştir.
Konuşmasının ardından, Selçuk Kozağaçlı izleyiciler tarafından alkışlanmış, bunun üzerine Akın Gürlek, sanık avukatların mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir.

Sonuç olarak, kararı alkışlarla protesto eden izleyiciler mahkeme salonundan çıkarılmıştır. Duruşmaya hiçbir müvekkil ve izleyicinin katılmasına izin verilmediğinden, savunma
avukatları mahkeme salonundan ayrılmaya karar vermiştir.

Aranın ardından mahkeme başkanı, savunma avukatlarının mahkeme salonuna girmesine izin vermemiştir. Mahkeme salonunun kapısı açıldığında, sıralara ulaşmaya çalışan savunma avukatları polis tarafından engellenmiştir.

Savunma avukatlarından Bahattin Özdemir sıraya ulaşmış, bunun üzerine polis tarafından mahkeme salonundan çıkarılmış ve müvekkilini temsil etmesi yasaklanmıştır.

Ertesi gün son beyanlarını vermek üzere mahkeme salonuna girebileceklerine dair sanık avukatlara ve savunma avukatlarına hiçbir bilgi verilmemiştir.

Bu nedenle sanık avukatlar, son sözlerini söylemek üzere son gün mahkeme huzuruna çıkmamış, savunma avukatları ise bu kadar kısa sürede savunmalarını hazırlayamamıştır. Son duruşmanın ertelenmesi yönündeki talepleri reddedilmiştir.

• Müvekkilini temsil etmesi engellenen Bahattin Özdemir’e uygulanan yaptırım hakkında

19 Mart 2020 tarihinde gerçekleşen olaylar sırasında, savunma avukatı Bahattin Özdemir savunma sırasına ulaşmaya çalıştığı için kovuşturma ile tehdit edilmiştir. Zehra Özdemir de dahil olmak üzere, müvekkillerini savunması yasaklanmıştır.

• Son beyan hakkında

Türk Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 216, hazır bulunan sanığa hükümden önce son sözün verilmesini öngörmektedir. Ancak, sanık avukatlara bu hak tanınmamıştır.

20 Mart 2020 tarihinde, açlık grevi ve önceki gün duruşmada yaşanan gerginlik nedeniyle zayıf düşen sanık avukatlar mahkeme salonuna ulaşamamıştır.

Ayrıca, 20 Mart 2020 tarihinde mahkeme salonuna girebileceklerine ve duruşmada, son sözlerini söyleyebilecekleri son gün olduğuna dair kendilerine bilgi verilmemiştir

Bu koşullar altında savunma avukatları, 20 Mart tarihinde yapılacak duruşmaya bu kadar kısa bir süre kala savunma hazırlayamamıştır. Ayrıca, 20 Mart tarihinde mahkeme salonuna girmelerine izin verileceğine veya 20 Mart tarihinin duruşmanın son günü olduğuna dair kendilerine bilgi verilmemiştir.
Söz konusu sıra dışı koşullarda, son söz hakkı açısından silahların eşitliği ilkesi de ihlal edilmiştir.

4. Aynı Suç Nedeniyle İki Kez Yargılanmama veya Cezalandırılmama Hakkı
(7 No’lu Protokol Madde 4)

‘Ne bis in idem’ ilkesi, AİHS 7 No’lu Protokol Madde 4’te ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Madde 38’de belirtilmiştir.
I. ve II. (mükerrer) ÇHD yargılamalarında sekiz avukat sanıktır:
Selçuk Kozağaçlı, Barkın Timtik, Ebru Timtik, Naciye Demir, Şükriye Erden, Günay Dağ, Oya Aslan ve Özgür Yılmaz.
Her iki yargılamada da deliller büyük ölçüde aynıdır (aynı tanıklar, Belçika ve Hollanda’dan alınan aynı dijital belgeler).

Her iki yargılama da Türk Ceza Kanunu Madde 314/1 ve 314/2’ye dayanmaktadır.
Her iki yargılamada da avukatlar, mütemadi olarak DHKP-C üyesi olmakla suçlanmaktadır.

Söz konusu sekiz avukat, aynı suçtan dolayı aynı anda iki kez yargılanmıştır.
I. ÇHD davasından sorumlu olan İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi, bu konudaki hükmünü, Yargıtay’ın II. ÇHD davası kararı açıklanana kadar ertelemiştir.

5. Kişinin Savunmasını Hazırlamak İçin Gerekli Zaman ve Kolaylıklara Sahip Olma Hakkı (Madde 6/3 (b))

AİHS Madde 63 (b), kişinin savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkını öngörmektedir. Avrupalı avukatlar, belirtilen hakkın defalarca ihlal edildiği şu olayları gözlemlemiştir:

• Dosyaya erişim hakkında
Selçuk Kozağaçlı, savunmasını hazırlamak için ihtiyaç duyduğu dosyaya erişim hakkının reddedildiğini savunmuştur.

• Duruşma tarihinin öne alınması
2018 Eylül ayında yapılan duruşmanın sonunda, duruşmanın devamının 19-20 Şubat 2019 tarihinde yapılacağı açıklanmıştır. Kasım ayı sonunda, asıl duruşma tarihinden on beş gün önce taraflara, duruşma tarihinin 2019 Şubat ayından 2018 Aralık ayına çekildiği bildirilmiştir.

• Savunmanın hazırlanması için gerekli sürenin verilmemesi
Mart ayında yapılan duruşmada, savunma avukatları ek soruşturma, mahkemenin tarafsızlığına itiraz, ek delil gibi taleplerinin tümünün bu kadar hızlı ve iyi niyetle dikkate alınmaksızın reddedileceğini reddedileceğini beklememiştir. Talep ettikleri gibi ek duruşmalar
yapılacağını beklemişler, ancak talepleri yine reddedilmiştir.

7. Tanık Sorgulamalarına Katılma ve Tanık Beyanlarını İnceleme Hakkı (Madde 6/3 (d))

AİHS Madde 6/3 (d), bir suç ile itham edilen herkesin “iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek,savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme” hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.
Yargılama süresince, tanıkları sorgulama ve davet edilmelerini sağlama hakkına ilişkin birtakım ilkeler ihlal edilmiştir.

• İddia ve savunma tanıklarına eşit muamele
İddia tanıkları ve savunma tanıklarına eşit muamele edilmelidir [10].
Ancak mahkeme başkanı, üç İddia tanığını (bkz. Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi) ve savunma tanıklarının tamamını dinlemeyi reddetmiş, tanığa (kibar hitap şekli) avukatlardan (gayrı resmi hitap şekli) daha fazla saygı göstermiştir.

4 Aralık 2018 tarihinde izleyiciler ve avukatlar mahkeme salonuna girdiğinde, tanıklardan birinin hali hazırda ekranda olduğunu görmüşlerdir. İfade vermeden önce kendisine
ne söylendiğini bilmek imkansızdır.

• Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi
Savunma lehine hiçbir tanık dinlenmez veya hiçbir delil incelenmezken iddia tanıklarının ve iddialarının sorgulanması, silahların eşitliği ilkesi açısından bir sorun yaratabilir [11][12].
Sadece makul sebepler, Mahkemenin duruşmada hazır bulunmalarını sağlamak için tüm gayreti göstermesi koşuluyla bir tanığın hazır bulunmamasını haklı gösterebilir [13].

5 Aralık 2018 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, avukatlara sormaksızın son üç iddia tanığını dinlemeyi reddetmiştir. Savunmanın, belirtilen üç tanığın katılması ve ifade vermesi yönünde sözlü taleplerini reddetmiştir. Duruşmaya kısa bir ara verildikten sonra avukatlar, son üç tanığın katılması ve sorgulanması ile ilgili olarak henüz kendilerine
sunulmayan mahkeme tutanaklarına dayanarak yazılı talepte bulunmak için ek süre istemiştir. Talep reddedilmiş ve yargılama süresince son üç tanığın katılımına ve sorgulanmalarına ihtiyaç duyulmamıştır.

Savunma avukatları, başka bir yargılamada söz konusu tanıkların baskı altında ifade verdiklerini ve ifadelerinin polis tarafından çarpıtıldığını kabul ettiğini ileri sürmüştür.

Tanıklarla ilgili genel güven eksikliğini göstermek için tanıkların ifadesi son derece önemli olmasına rağmen, mahkeme huzurunda hazır bulunmamalarına ilişkin makul bir sebep sunulmamış ve hazır bulunmaları için hiçbir gayret gösterilmemiştir.

18 Mart 2019 tarihli hükmün gerekçesinden, hâkimlerin tanıkların güvenilirliğini, tanıklardan ikisi savunma avukatları tarafından çapraz sorguya çekilmediği halde, yalnızca yedi tanığın beyanını dikkate alarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle AİHS Madde 6/3 ihlal edilmiştir.

Ayrıca hâkim, tanıkların çapraz sorgusu sırasında avukatların sözünü sürekli olarak kesmiş, bu sayede, savunma avukatlarının ilgili sorularına uygun şekilde cevap vermemeleri konusunda tanıkları cesaretlendirmiştir. Böylece hâkim, tanıkların tam olarak dinlenilmesini de engellemiştir.

• Savunma tanıklarından hiçbirinin dinlenilmemesi
Ağır Ceza Mahkemesi, ikisi mahkeme salonunda ifade vermek üzere hazır bulunduğu halde, savunma tanıklarının dinlenmesine ilişkin yazılı talebi reddetmiştir.
Böylece savunma, silahların eşitliği ilkesinin de önemli bir unsuru olan delil ve tanık sunma hakkından yoksun bırakılmıştır. Savunmanın iddiaları çürütme ve gizli ve itirafçı tanıkların ifadelerine ve İddia makamının diğer iddialarına itiraz etme hakkı elinden alınmıştır.

• Gizli ve itirafçı tanıklar
Tanıklardan beşi gizli tanıklık yapmış ve adalet ilkesi ihlal edilmiştir. İlk olarak hâkim, çapraz sorgu sırasında savunma avukatlarının sözlerini sürekli olarak kesmiş, tanıkların tam olarak dinlenilmesini engellemiş, bu da tanıkların savunma avukatlarının sorularına cevap vermeyi reddetmesine neden olmuştur (bkz. Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi) [14].

İkinci olarak, iki olayla kanıtlandığı gibi, tanıkların gizlenme nedeni tartışmalıdır [15]:

Gizli tanıklarından birinin gerçek adı, mahkeme başkanı tarafından açıklanmış, talebi üzerine kimliği bilinen tanıklardan biri (Berk Ercan), mahkeme başkanının kararıyla yüzü sansürlenerek ekrana yansıtılmıştır.

Üçüncü olarak, gizli ve itirafçı olmaları, tanıkların güvenilirliği ile ilgili endişeleri artırmaktadır. AİHM’e göre, “Mahkeme, dokunulmazlık veya başka bir avantaj elde etmek için tanıklar tarafından verilen ifadelerin kullanılması, sanıklar aleyhine yürütülen yargılama sürecinin adaleti konusunda şüphe yaratabileceğini ve söz konusu ifadelerin doğası gereği çarpıtılmaya açık olduğunu, kişisel intikam veya sunulan avantajları elde etmek amacıyla verilebileceğini vurgulamaktadır. Bu nedenle bir kişinin ilgisi olmayan doğrulanmamış iddialar nedeniyle suçlanabileceği ve yargılanabileceği riski göz ardı edilmemelidir”[16].

İfade verdiği sırada tutuklu olan tanıklar, savunma avukatlarının tanıklıklarından elde ettikleri avantajlarla ilgili sorularına cevap vermeyi reddetmiştir.
Tanıkların birçoğunun, çok sayıda davada ifade verdiğini kabul etmesi ve hangi davada ifade verdi verdiklerini veya davadaki sanık avukatların isimlerini hatırlayamaması da söz konusu ifadelere güvenilirliğini sarsmıştır.

• Tanıkların beyanı ile ifadelerinin adil olmayan bir şekilde alınması arasındaki çelişki
AİHS Madde 6/3 (d)’nin yargılama öncesi süreçte ve yargılama sürecinde verilen ifadeler arasında tutarsızlık olduğunda veya tanığın olayları hatırlamadığını belirtmesi durumunda hangi beyanın geçerli olacağını öngörmediği hallerde, AİHM içtihatları, delillerin toplandığı koşulların değerlendirilmesini gerektirir [17].

Türk Ceza Kanunu’nda, tanık ifadelerinin değerlendirilmesi hususunda çeşitli güvenceler öngörülmüştür.
Örneğin, Türk Ceza Kanunu Madde 209 ve 210, özellikle ifade verdikleri konuda gerçekleri
hatırlamadığını iddia eden tanıkların tam beyanlarının okunmasını gerektirmektedir.
Ancak, yargılama öncesi aşamada tanıkların verdiği beyanlar, mahkeme tarafından tam olarak okunmamıştır. Tanıkların cevapları, sürekli olarak mahkeme başkanı tarafından yönlendirilmiştir. Bazı tanıklar, sanık hakkındaki tüm beyanlarını hatırlamadıklarını itiraf etmiştir.

Avrupalı avukatlar, inceleme misyonu sırasında ve 2019 Aralık ayında yapılan duruşmada, tüm tanıkların itirafçı olduğunu ve genellikle tanıklık karşılığında elde ettikleri avantajları belirtmeyi reddettiklerini gözlemlemiştir.

Tanıklardan biri olan Berk Ercan’a, yargılama öncesinde verdiği yazılı ifadesinden önce, soruşturma aşamasında ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelere erişim izni verilmiştir. Psikolojik problemlerinin olması da ilgili tanığın güvenilirliğini sorgulatmakta olup, ikinci yazılı ifadesinden önce yetkililere, tutukluluğun psikolojik problemleri ile ilgili sorunlar yarattığını yazmıştır. Son olarak, kendi davasında söz konusu tanık hakkında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Akın Gürlek tarafından hapis cezası verildiği dikkate alınmalıdır.
(DHKP-C ve FETÖ üyesi olduğu iddia edilen) tanık İsmet Özdemir de 2013 yılında yürütülen
bir yargılamada yalancı şahitlik yaptığı için hakkında hapis cezasına hükmedilmiştir. Savunma avukatları, söz konusu tutuklama ile ilgili delil niteliğindeki belgelerin kopyasını talep etmişler, ancak talep reddedilmiştir.
Başka bir tanık ise, uyuşturucu sorunları olduğunu doğrulamıştır.

Avrupalı Avukatların Özel Gözlemleri

Avrupalı avukatlar, I. ve II. ÇHD yargılamalarını gözlemlemiş ve 2019 Ekim ayında inceleme misyonuna katılmıştır.
İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, inceleme misyonu sırasında Avrupalı avukatların yargının bağımsızlığının güvence altına alınması için birtakım değişikliklerin gerekli olduğuna ilişkin izlenimini doğrulamıştır: “Sorun şu ki, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun altısı Cumhurbaşkanı tarafından atanan, yedisi ise çoğunluğu yine AKP’nin oluşturduğu Meclis tarafından atanan 13 üyesi var. Ve AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanıdır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı, Adalet Bakanıdır. Kurul başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
Dolayısıyla, bu durum değiştirilmeden yargının bağımsız olması imkansızdır. Adalet, ulusal meclis komisyonu tarafından değerlendirilmelidir. Ancak sorun bununla sınırlı değildir. Cumhurbaşkanı, güçler ayrılığının kendisini engellediğini belirtmiştir.
Yargı üzerinde baskı kurmanın, kendisinin hakkı olduğunu düşünmektedir.” Avrupalı avukatlar, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmamasının, yukarıda belirtilen avukatlar aleyhine yürütülen yargılamaları önemli ölçüde etkilediğine inanmaktadır.

İlk olarak, 2018 Eylül ayında yapılan ilk duruşma ile 2018 Aralık ayında yapılan ikinci duruşma arasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti’nin değişmesi, tesadüf olarak yorumlanabilir. Ancak bu değişiklik, (Savcı’nın yasallığı tartışmalı itirazından sonra tekrar
tutuklanan) ilk mahkeme başkanının, sanık avukatların tutukluluğunun sonlandırılmasına hükmetmesinin ardından gerçekleşmiştir. İkinci mahkeme başkanı Akın Gürlek ise, Selahattin Demirtaş (HDP Eski Eş Başkanı), Canan Kaftancıoğlu (CHP İstanbul İl Başkanı), Ahmet Altan (gazeteci ve yazar), Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Barış Akademisyenlerinden), İhsan Eliaçık (ilahiyatçı ve yazar) gibi politik yargılamaları yürütmesiylebilinmektedir.

İkinci olarak, bu siyasi yargılamalar sırasında savunma avukatlarıyla yaptığımız görüşmelerde, davanın belirli bir modele göre yürütüldüğü tespit edilmiştir (savunma avukatlarının taciz edilmesi, gerçek dışı delil ve tanıklar, savunmanın tüm taleplerinin
reddedilmesi, savunmanın hazırlanması için sunulan ek süre talebinin reddedilmesi vb.).

Benzer şekilde, Bölge İstinaf Mahkemesi’ne yapılan itiraz, sözlü duruşma olmaksızın bir maddenin esasına dayanarak reddedilmiş olup, bu durum mahkemenin bağımsızlığı hakkında şüphe yaratmaktadır.

SONUÇ VE TALEPLER:

Söz konusu soruşturma süresince temsil edilen derneklerin Türk makamlarından talepleri şu
şekildedir:

I. CHD ve II. ÇHD davalarında suçlanan avukatların derhal serbest bırakılması,

ÇHD davasında ne bis in idem ilkesinin uygulanması,

AİHS Madde 6 ve AİHS 7 No’lu Protokol Madde 4’e aykırı olması nedeniyle, Bölge İstinaf
Mahkemesi tarafından onanan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Mart 2019 tarihli hükmünün iptal edilmesi,
İnsan hakları avukatlarına yapılan tacizin derhal durdurulması,

avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirmeye derhal son verilmesi ve avukatların müvekkillerini özgürce savunmasını engelleme girişimlerinin derhal durdurulması

başta olmak üzere, Avukatların Rolüne Dair Temel Prensiplere tam olarak uyulması,

Mahkemelerin yapısına müdahale ederek politik yargılamaların yürütülmesinden kaçınmak
başta olmak üzere, Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’ne tam olarak uyulması,

Savcıların Rolüne Dair İlkeler’e tam olarak uyulması,

İNCELEME MİSYONU SIRASINDA TEMSİL EDİLEN DERNEKLERİN
LİSTESİ;

İzleme ekibi avukatları, aşağıdaki dernekleri temsil etmiştir:
ELDH – Dünya’da İnsan Hakları ve Demokrasi için Avrupa Avukatlar Birliği

AED-EDL – Avrupalı Demokratik Avukatlar Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Vakfı

IADL -Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği Progress Lawyers Network Giuristi Democratici

CCBE Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi

CNB – Fransa Ulusal Barolar Konseyi (Conseil national des barreaux)

OIAD – Observatoire International des Avocats en Danger (Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Gözlemevi)

UCPI – Unione delle Camere Penali Italiane Consiglio Nazionale Forense (İtalyan Ulusal
Barolar Birliği)

DSF AS – Défense Sans frontière – Avocats Solidaires

UIA Uluslararası Avukatlar Birliği

OBFG/Avocats.be (Belçika Fransızca Konuşulan Barolar Birliği)

Paris Barosu

Atina Barosu

Barselona Barosu

Berlin Barosu

Brüksel (Fransızca Konuşan Avukatlar) Barosu

Brüksel (Flamanca Konuşan Avukatlar) Barosu

Liege Barosu

Viyana Barosu

HALK OKULU
5 TEMMUZ 2020
SAYI:34


 
Anahtar Kelimeler:halkın, hukuk, bürosu, direnişler, ,
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
Dev-Genç: Mengele Artığı Doktorlara Bir Ceza İstiyoruz!
Aytaç Ünsal'ın Kaleminden; Kim Yaşam Hakkımızı Düşünüyor?
Adalet İçin Ölüm Orucunda Olan Didem Akman'dan Adalet Mücadelesi Veren Kadınlara Çağrı

Adalet İçin Ölüm Orucunda Olan Didem Akman'dan Adalet Mücadelesi Veren Kadınlara Çağrı
Ebru Ve Aytaç 83 Milyonun Sesi
Uyuşturucuyla Savaşta Gençlik-TAYAD Röportaj  
HALKIN HUKUK BÜROSU: GRUP YORUM KONSERLERİNİN YAPILMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ
Halk Cepheliler E-5 Karayolunu Trafiğe Kapattı
Diğer Başlıklar

'Ebru Ve Aytaç'ı Çok Geç Olmadan Serbest Bırakın'
Belçika Halk Cephesi: Gözaltılar Tutuklamalar Bizi Yıldıramaz
Dev-Genç: Mengele Artığı Doktorlara Bir Ceza İstiyoruz!
Aytaç Ünsal'ın Kaleminden; Kim Yaşam Hakkımızı Düşünüyor?
Adalet İçin Ölüm Orucunda Olan Didem Akman'dan Adalet Mücadelesi Veren Kadınlara Çağrı
Ebru Ve Aytaç 83 Milyonun Sesi
Uyuşturucuyla Savaşta Gençlik-TAYAD Röportaj  
HALKIN HUKUK BÜROSU: GRUP YORUM KONSERLERİNİN YAPILMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ
Halk Cepheliler E-5 Karayolunu Trafiğe Kapattı
Çayan Mahallesi'nde Mustafa Koçak Pullamaları, Halk Okulu Dergisi Dağıtımı, Tutuklamalar İçin Yazılama Yapıldı
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(45 Online) 0,30ms