Bugün - 03 Ağustos 2020 Pazartesi
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

GEZİ/ HAZİRAN HAKİKÂTİ/ SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“İnsan başını kaç kez çevirebilirGörüp de görmezlenerek?Cevabı dostum esen yeldedirCevabı esen yeldedir.

Gündem Haberi - 21 Haziran 2020 Pazar - 21:06
“İnsan başını kaç kez çevirebilirGörüp de görmezlenerek?Cevabı dostum esen yeldedirCevabı esen yeldedir.
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

“İnsan başını kaç kez çevirebilir
Görüp de görmezlenerek?
Cevabı dostum esen yeldedir
Cevabı esen yeldedir.” [1]

 
 “Zaman kıyısı olmayan bir nehirdir,” der Marc Chagall; hiçbir şeyin “mutlak” olmadığının altını
çizerek.
Siz bakmayın Coronavirüslü bugünlere; O(nlar) da Deniz’lere, Gezi Park(lar)ına, Haziran(lar)ına
gebedir.
Boşuna mı demiş, “Günün her doğuşu yepyeni ayrı bir gün getirir,” diye Ernest Hemingway.
Kim ne derse desin, Friedrich Nietzsche’nin, “Bir kez uyandın mı, sonsuza dek uyanık kalacaksın”;
Franz Kafka’nın, “Bir noktadan sonra, geri dönüş yok... İşte tam o noktadayız...” saptamalarıyla müsemma
Gezi/ Haziran hakikâtini yaşadı coğrafyamız (ve yerküremiz)…
* * * * *

Tamam; o günden beri çok şey yaşandı; başkalaştı; “Dinin otoritesinin yerini; ‘devlet otoritesi’,
devlet otoritesinin yerini; ‘vicdan’, vicdanın yerini de günümüzde genel uyum araçları olarak, ‘sağduyu’ ve
‘kamuoyu’ otoriteleri almıştır. Eski açık otorite biçimlerinden kendimizi kurtardığımızdan, yeni bir
otoritenin kurbanı olduğumuzu görememekteyiz. Kendi kararlarını veren bireyler olduğumuz yanılgısı
içinde yaşayan, robotlar hâline dönüştük,” deyişindeki üzere Eric Fromm’un.
Kim bilir? Belki de kentin sokaklarındaki sürüleriz; çobana teslim olmuş/ edilmiş…

* * * * *
Bu “normal”(?!) ne kadar böyle gider ya da nasıl aşılır?
“Normal”, egemenlerin olağanüstünü olağanlaştırdıkları bir kurgudur/ oyundur!
Böylesi bir kurgu/ oyun karşısında Vincent Van Gogh’un, “Normallik taşla döşeli bir yoldur,
yürümesi kolaydır ama üzerinde çiçek bitmez”; Stefan Zweig’ın, “Herkesin bu derece birbirine benzediği bir
toplumda, yalnızca anormalliğin bir değeri vardır”; Nikos Kazancakis’in, “Her insanın kendi deliliği vardır,
bana öyle geliyor ki, en büyük delilik, bir deliliğe sahip olmamaktır,” uyarıları kulaklara küpe edilmelidir;
Gezi/ Haziran günlerinin öğrettiği gibi…

* * * * *

1968 Paris ayaklanmasından 45 yıl sonra Taksim Meydanı’ndan başlayarak tüm coğrafyamıza
yayılan Gezi/ Haziran başkaldırısı, egemenlerce “kriminalize” edilmeye çalışılsa da, tarih içinde yerini aldı;
artık o inkâr edilemeyecek bir hakikât ve belirleyici kilometre taşıdır.
Bu bağlamda Gezi/ Haziran’dan öğrenmek çok önemli; ancak abartıp, çarpıtmadan veya “öküz
altında buzağı aramak” gayretkeşliğine düşmeden.
Malum “Bilgi fazlalığı bilgiyi yok eder; anlam fazlalığı anlamı yok eder,” Jean Baudrillard’ın
uyarısındaki gibi…

* * * * *

Bir yandan “Stalinci, Maocu, dinci ya da silme liberal bir ideolojik saplantı içindeki insana
yanlışlarını sıralamak bir sonuç vermez,” [2] tavrında vazgeçmeyen müptezelliğiyle “ulusal solcu”ları, “Orada
Kubilay’ın, Hasan Tahsin’in, Şerife Bacı’nın, Pir Sultan’ın, Mustafa Kemal’in, Şeyh Bedrettin’in
torunlarının karanlığa karşı isyanını gördüm,” [3] diye çarpıttıkları itiraz; yine neo-liberallerce de, “Gezi bir
sosyal patlamaydı. Karşı geliyorlardı ‘çoğunlukçuluğa’. Emelleri devleti zaptetmek değil dönüştürmekti.
‘Biz buradayız’ demekti,” [4] biçiminde tahrif edilmek istendi. Bir uçta ise Gezi/ Haziran’ın “uluslar arası
güçler”in, “küresel sermaye”nin, “Sorosçular”ın “darbe girişimi” olarak sunan AKP’nin kirli
propagandası…
Bu kadar değil, “Gezi, kendiliğinden oluşmuş gibi görünse de, dünyada akrabaları olan bir direniş
ruhu... ‘Gezi Partisi’, ‘Yeşiller’in açtığı patikadan yürüyor. ‘Lidersiz’, İtalyan ‘5 Yıldızlı Hareket’in izlerini
taşıyor,” [5] fantezilerine de kurban edilmek istenen Gezi/ Haziran Direnişi, tarihin önemli kitle
hareketlerinden biriydi. [6]

Siz bakmayın; “Gezi Ruhu; birbirini tanımayan, hiç kimseden direktif almayan, hiçbir örgütün
peşine takılmayan yüz binlerin aynı meydanda toplanmasının adıdır,” [7] diyen öznesiz tarih
anlayış(sızlık)larına!
“Gezi/ Haziran İsyanı’nın özellikle liberal kesimlerden aldığı övgülerin önemli bir bölümü ‘örgütsüz
bireylerin özgür iradesi’ kavramı ekseninde şekillenmişti. Yalnızca durumu tespit etmekle yetinmeyip
genelleştirmeye ve bu konuda çok önceden yazılıp çizilmiş teorileri yeniden ileri sürmeye başladılar.
Hareketin olağanüstü etkili ve yaygın oluşunu yedekleyen bu ‘örgütsüzlük’ propagandası, gerçekte bu büyük
halk hareketinin süreksiz ve sınırlı kılınmasının aletlerinden biri oldu”ğunun [8] altını ısrarla çizerek
ekleyelim: “Gezi bir örgüttür ve örgüt hâlâ çökertilemedi!” [9]
* * * * *

Hatırlayın: Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in ağaçları sökmeye gelen bir kepçenin önünde durduğu
bir videonun sosyal medyada yayılmasıyla olaylar büyürken, gösteriler yurdun dört bir yanında 1 aydan
fazla sürdü. Gösteriler boyunca 8 kişi yaşamını yitirirken, polisin attığı biber gazı sonucu binlerce kişi
yaralanırken, 10 kişi gözünü kaybetti ve 1 göstericinin de dalağı alındı. Olaylar sırasında 7 polis memuru da
intihar etti. [10]
İçişleri Bakanlığı’nın 6 Haziran 2013 tarihli basın açıklamasına göre, 28 Mayıs’ta başlayan Taksim
Gezi Parkı protestolarının o tarihte hâlen devam ettiği, o zamana kadar 78 ilde 746 gösteri yapıldığı, yapılan
tespitlerde, olaylarda 280 iş yeri, 259 özel araç, 103 polis otosu, bir konut, bir polis merkezi, 5 kamu binası,
birisi CHP, 11’i de AKP teşkilâtlarına ait 12 parti binasında hasar meydana geldiği, çok sayıda MOBESE
kamerası, sinyalizasyon sistemi, aydınlatma direği, otobüs durağı, reklam panosu, trafik levhası, park ve
peyzaj düzenlemesi, çöp konteyneri ile polis noktasında önemli zararları oluştuğunun anlaşıldığı bildirildi. [11]
Ve nihayet Gezi/ Haziran, Türkiye’nin sadece birkaç ilinde yankılanmadı. İçişleri Bakanlığı
kayıtlarına göre gösterilere 3.6 milyon kişi katıldı. Genel hesaplamayla 8 milyona yakın katılım vardı. [12]
Siz ne derseniz deyin; korkunun egemenliğine karşı kendiliğinden itirazın mücadelesi şahsında Gezi/
Haziran bir “örgüt”tür!

* * * * *
Bir an Gezi/ Haziran’ın sene-i devriyelerini anımsayın…
Mesela… Protestoların üçüncü yıldönümünde Gezi Parkı’nın yine bariyerlerle vatandaşların girişine
kapatılması gibi… [13]
Mesela… Gezi Parkı eylemlerinin birinci yıl dönümü nedeniyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü, tüm
polislere imza karşılığı tebliğde bulundu. Tebligatta “ikinci bir emre kadar senelik izinlerin” kaldırıldığı
yazılıydı ve polisler, ikinci bir emre kadar 12 saat görev, 12 saat istirahat düzeninde çalışacaktı. [14]
Gezi/ Haziran’ın unutulması mümkün değildir. Kitlelerin belleği zayıf olsa da, iktidarların belleği
çok güçlüdür!
İktidarlar, kendi güçlerini erozyona uğratan, kendi denetim ve egemenlik alanlarından küçücük de
olsa bir parça koparabilen olayları, süreçleri, kişileri, grupları asla unutmazlar!
Erdoğan ve AKP de Gezi/ Haziran Direnişi’ni asla unutmadı!
Gezi/ Haziran, baskıcı iktidarlara karşı direnişin simgesidir, sonsuza kadar da yaşayacaktır!

* * * * *

Çünkü topyekûn itirazın ürünü olan Gezi/ Haziran kitlelere mal olmuş coşkudur...
İyi de bu coşku ya da Gezi/ Haziran bitti mi? Hayır bitmedi, birgün farklı formlarda geri dönmek
üzere gitti…
Direnenler mi yenildi, itiraz mı bastırıldı?
Gezi/ Haziran, özgürleştirici eylemin coşkusuyla bir araya getirebildiklerinin yola birlikte devam
edebilmelerini de sağlarken; elbette, karşı çıktıklarının daha da güçlenmelerini de devreye soktu.
O, bir kıvılcımla kendiliğinden parlayan toplumsal hareketlerin sayısız örneklerinden biriyken;
“Gezi’yi bir başarısızlık hayaleti ya da nostaljik bir fetiş hâlinde sabitlemek” [15] yaygın bir yanılgıdır.

* * * * *

Ancak burada bir şeyi anımsatmadan geçmeyelim: Gezi/ Haziran’ın anlamı hepimiz için çok farklı…
Ama nasıl olursa olsun Gezi/ Haziran coğrafyamızı dönüştürmeye devam ediyor.
Gezi/ Haziran Direnişi, tipik bir “zıtların etkileşimi” sürecidir... Bu nedenle, bugün devam ettiği gibi,
gelecekte de sürecekken; neo-liberal sömürüyü politik gericilikle sentezleyen AKP rejiminin sarsıntısı ve
“yetmez ama evet”çi maskesinin yırtılması, Gezi/ Haziran ile başladı ve o günden bu yana da hâlâ sürüyor.

* * * * *

Kolay mı?

“2013 Haziranı’nda bu topraklarda yaşayanlar, tarihlerinde benzerini görmedikleri bir deprem ile
karşılaştılar. Benzeri görülmemiş olan, sadece deprem değildi. Bu depreme yol açan ‘toplumsal’ fay hattı da
öncekilere veya ‘bilinenlere’ hiç ama hiç benzemiyordu. Bilinenlerden çok, ama çok daha uzun ve yine
bilinenlerden çok ama çok daha derindeydi. Çünkü bu fay hattının öteki adı -bu toplumun tarihinde ilk kez-
hep kul olma gibi bir yazgının reddiydi.” [16]
Tekrarlayalım: “Gezi Olayı” ile başlayan süreç kapanmadı. Aslında “Gezi Olayı” ülkenin zamanını
kırıp bir boşluk yarattıktan sonra bittiğinde, karşımızda yeni bir zaman oluştu/ başladı. Bu yeni zamanın
artık kapanması, yeniden kırılana kadar söz konusu değil. [17]
Çünkü Gezi/ Haziran direnişinde somutlanan toplumsal hareketlenme, hak arayışlarına ilham
verirken; mücadelenin her alanda yaygınlaşmasını sağlayarak; ortak itiraz ruhunu canlandırıp; devleti
korkuttu.
Hem de Eduardo Galeano’nun, “Şimdi korku mevsimi” [18] diye resmettiği iklimde Gezi/ Haziran’ın
önemi totaliter eğilimi deşifre edip; kalıcı bir kamplaşmayı biçimlendirmesidir.
Gezi/ Haziran Direnişi ile resmi T.“C” tarihinin tükenirken; yeni bir “şeyin” şekillenmesi öne
çıkmıştır; bundan sonra artık her şey mümkündür!
Bu yüzden de Gezi/ Haziran, nasıl olursa olsun, “yaşanmamış” sayılamaz.

* * * * *

Hepimize Turgut Uyar’ın, “Bütün mümkünlerin kıyısındayım,” dizelerini terennüm ettiren “Gezi/
Haziran’ın tekrarı”ndan söz edilse de, hayatta tekrar diye bir şey yoktur; Gloria Steinem’ın, “Hareketler
nehirler gibidir. Onlara dalmak asla iki kez aynı değildir,” deyişindeki üzere!
Gezi/ Haziran, toplumsal hoşnutsuzluğun patlamasıydı; ve Onu kim ne kadar sahiplenirse
sahiplensin, belirli bir mecraya sokamayacak kadar karmaşık ve amorftu. Bu öncüsüzlüktendi…
Tencere çalmaktan tutun barikat kurmaya kadar bin türlü katılımı mümkün kılan kalabalığı
gelgeçken; toplumsal anlamı derinlikli ve yol açıcıydı; elbette bir yere kadar!
Ancak Haziran’lı “Gezi, bize aitti, onu biz yaptık. Sokaktaydık ve özneydik. Ve biri 1 Haziran’da
polis alandan çekildiğinde, ikincisi Topçu Kışlası’ndan çark ettiklerinde, en az iki kez fiyakalarını bozduk.
Kan akıttık, ter akıttık, alanda ve parkta kaldığımız her gün irade kırdık…
Haziran aydınlıktı; Aralık puslu ve kuşkulu ve karanlıktı. Haziran Berkin kadar gençti, temizdi;
Aralık Bizans kadar yaşlıydı ve kirliydi. Haziran sokakta olan bir şeydi…
Haziran sokaktı, gaza dayananın ayakta kaldığı, insanın insana dokunduğu, kardeşliği hissettiği bir
şeydi. Parkın en son gününü hatırlayın; binlerce kişi oradaydı ve o binlerce kişi, artık zamanın geldiğini, her
an saldırı olabileceğini biliyordu; yine de orada kaldılar…
Ne kadar bulanık olursa olsun Haziran ne istediğini dürüstçe söylüyordu: Özgürlük!” [19]

* * * * *

Toparlarsak: Beşinci yıldönümünde Fransız Konsolosluğu’na kadar yapılan kitlesel yürüyüşle anılan
Gezi/ Haziran Direnişi’nin “Karanlık gider Gezi kalır” [20] haykırışı ya da dördüncü yıldönümünü
etkinliklerindeki “Vazgeçmiyoruz. ‘Hayır’ bitmedi, mücadeleye devam diyoruz,” [21] çığlığı Ethem Sarısülük
ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin
sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin,
Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın toplum
hafızasından silinmediğinin ve silinemeyeceğinin işaretidir…
Tıpkı Emma Goldman’ın, “Onurlu yaşamak çok zor ama onurunu koruyarak ölmek daha da zor,”
hakikâti kayıt altına alıp; Kris Kristofferson’ın, “Özgürlük kaybedecek bir şeyi olmamanın öbür adıdır,”
saptamasının altını çizerek; egemenlere Thomas Jefferson’ın, “Yöneticileri halkının direniş ruhunu
koruduğu konusunda zaman zaman uyarılmayan hangi ülke özgürlüğünü koruyabilir ki? Bırakın silaha
sarılsınlar!” uyarısını anımsatarak…

* * * * *

Tamamlıyoruz: Kim ne derse desin, hangi “hamasi anılar” ile anılırsa anılsın; hangi “komplo
teorileri”ne kurban edilmeye kalkışılırsa kalkışılsın; tarihe, “dış güçlerin oyunu” veya “bir avuç gencin
heyecanı” olarak kaydedilmeye kalkışılırsa kalkışılsın ya da nasıl olursa olsun Gezi/ Haziran bir dev gibi, bir
yanardağ gibi, bir çağlayan gibi tarihin onurlu sayfalarına ezilenlerce kaydedilmiştir.
 ‘Gezi Hukuki İzleme Grubu’nun hazırladığı raporda, “Gezi sonrası meydana gelen diğer gelişmeler
demokrasiden uzaklaşılarak otoriter, hatta totaliter bir rejime doğru hızla yol alındığını göstermektedir,” [22]
notunu düştüğü güzergâhta O hâlâ aklımızın ve kalbimizin baş köşesindedir; yakınımızdak bir “uzak” ve

uzağımızdaki bir “yakın”dır. “Geçmiş, gitmiş, bitmiş!” diyenlere inat hâlâ bizimledir/ bizdedir ve yeniden
istibat’a karşı bir mücadele mevzidir.
Kolay mı?
O “şey”, 28 Mayıs’ta başladı; yaklaşık bir ay sürdü. Bir aylık dönemde resmi sayılarla yaklaşık 11
milyon insan, AKP’de temsil edilen siyasal İslâmın “İstibdat” rejimine karşı İstanbul’da, ülke çapında
sokakları, meydanları doldurdu…
AKP’de temsil edilen siyasal İslâmın entelijansiyası (egemen sınıfı), Gezi
“Olayı”nın hakikâtini hemen gördü, ancak bastıramadı. Siyasal İslâmın temsilcileri, yaklaşık bir ay boyunca
ülkenin ve dünyanın gözleri önünde edilgen ve etkisiz kaldılar, teşhir oldular. Çok korktular, bir “kolektif
travma” yaşadılar.
Bu travmanın bir etkisi, siyasal İslâm kendi içinde ayrışmaya, diğer etkisi de toplumsal muhalefet
üzerindeki baskıları büyük bir hızla arttırmaya başlaması oldu. Bu egemen sınıf, “Pasif
devrimini” ilerletmek için toplumdan aldığı rızanın sınırlarına gelip dayanmıştı. Siyasal İslâmın
hegemonyası artık gerilemeye başlıyordu. Bu sınıf, “rıza” alma kapasitesi geriledikçe, devleti yeniden
şekillendirmekte, iktidarını konsolide etmekte daha fazla baskı ve şiddete başvurmak zorunda kalacaktı…
Siyasal İslâmın artık toplumun yüzde 50’sinden fazlasının oyunu alamayacağı, saflarına katamayacağı
kanıtlandı. “Gezi Olayı”nın en büyük mirası buydu ve bu “hakikât” siyasal İslâmın entelijansiyasının
ruhunun derinliklerine kazınmıştı.
Bu travmanın etkileriyle, siyasal İslâmın egemen sınıfı kendi içinde ayrışır, “pasif devrim
çocuklarını yemeye başlarken”, iki şey oldu: Siyasal İslâmın entelijansiyasının realite ile bağları tamamen
koptu, “şizofren-paranoyak” bir akıl şekillendi: Artık “Gezi” umacısının yanında, her taşın altından çıkan bir
“kokteyl terör”, daha sonra da FETÖ, tüm ipleri elinde tutan “üst akıl” diye bir şey vardı; şimdi, tüm
dünyaya karşı kutsal davaları ile yalnızdılar. İkincisi, bu ayrışma sürecinin sarsıntıları, iktidarın daha fazla
merkezileşmesine, tek adam rejimine sığınmasına yol açtı.
Siyasal İslâmın AKP’de temsil edilen iktidarı, “Darbe” şeyinden sonra da Meclis’i ve yasaları bir
kenara koyarak “OHAL” ile yönetmeye başladı; artık başka türlü yönetemeyeceği için...
Seçenekler de ya “Gezi”nin temsil ettiği “Hürriyet” ya da AKP rejiminin temsil ettiği
“İstibdat” olarak şekillendi... [23]

* * * * *

Geriye kalan ise Andrey Tarkovski’nin, “Dünyada ne kadar fazla kötülük varsa, güzellik yaratmak
için de o kadar sebebimiz var demektir,” saptamasıyla özetlenen kesintisiz, yani “Cevabı esen yelde” olan
mücadelededir hâlâ ve her zaman… Örgütlü mücadelede!
 
15 Mayıs 2020 19:09:48, İstanbul.
 
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No: 227, Haziran 2020…
[1] Bob Dylan, “Blowin’in The Wind”.
[2] Erol Manisalı, “Virüs, ‘Toplumsal Bağışıklık’ ve Sosyal Devlet”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2020, s.11.
[3] Ali Turgay Karayel, “Gezi Güneşine Tanıklık”, Cumhuriyet, 9 Haziran 2016, s.14.
[4] Servan Altıkanat, “… ‘İsyan ve Umut Ağları’nda Gezi Analizi”, Taraf, 16 Nisan 2014, s.13.
[5] Can Dündar, “Sahi, Gezi’ciler Nerede?”, Cumhuriyet, 15 Nisan 2014, s.9.
[6] İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 29 Nisan 2015’deki duruşmasında Gezi Parkı olaylarında
halkı eyleme çağırdıkları gerekçesiyle haklarında “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla dava açılan Taksim Dayanışması
üyeleri yapılan yargılama sonucunda beraat etti. Hâkim Onur Özsaraç, kararı okuduktan sonra sanıklara, “Düşünce ve fikir
özgürlüğü kapsamında değerlendiriyoruz. Tek bir şartla, şiddet olmasın, dikkat edin” dedi. (Damla Güler, “… ‘Dayanışma’ Beraat
Etti”, Milliyet, 30 Nisan 2015, s.22.)
[7] Mehmet Tezkan, “En Büyük Gençlik Eylemi İki Yaşında”, Milliyet, 31 Mayıs 2015, s.5.
[8] Aydın Çubukçu, “Gezi’nin Aşılmasına Doğru”, Evrensel, 9 Haziran 2014, s.4.
[9] Ender İrmek, “… ‘Gezi Örgütü’ ve İnsanlık!”, Evrensel, 4 Haziran 2014, s.5.
[10] “Gezi Parkı Gösterileri 4.Yılında”, Cumhuriyet, 31 Mayıs 2017, s.11.
[11] “Gezi Direnişi’ne Absürt Suçlamalar”, Birgün, 5 Mart 2019, s.7.
[12] Mustafa Balbay, “Gezi Direnişi Büyük Bir ‘Dava’dır...”, Cumhuriyet, 26 Şubat 2020, s.9.
[13] Eyüp Serbest-Aziz Özen, “3. Yıldönümünde de Gezi Parkı Kapalı”, Hürriyet, 1 Haziran 2016, s.8.
[14] Fatih Yağmur, “Emniyet’te ‘Gezi OHAL’i: Yıllık İzinler Kaldırıldı”, Radikal, 31 Mayıs 2014, s.7.
[15] Selçuk Candansayar, “Gezi: Gizli Özne”, Birgün, 30 Mayıs 2016, s.10.
[16] Ahmet Cemal, “Ortada Bırakılan Devrim...”, Cumhuriyet, 2 Haziran 2014, s.15.
[17] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Gezi’nin Zamanı’ İçinde Devam Ederken...”, Birgün Pazar, Yıl:11, No:378, 7 Haziran 2014,
s.12-13.

[18] “Çalışanlar işini kaybetmekten korkuyor.
Çalışmayanlar asla iş bulamamaktan korkuyor.
Açlıktan korkmayan yemekten korkuyor.
Otomobil sürücüleri yürümekten korkuyor, yayalar ezilmekten korkuyor.
Demokrasi hatırlamaktan korkuyor, dil söylemekten korkuyor.
Siviller askerlerden korkuyor, askerler silahsız kalmaktan korkuyor ve silahlar savaşsız kalmaktan korkuyor.
Şimdi korku mevsimi.
Kadının erkeğin şiddetinden korkusu ve erkeğin korkusuz kadından korkusu.
Hırsız korkusu, polis korkusu.
Kilitsiz kapı korkusu, saatsiz zaman, televizyonsuz çocuk, uyku hapsız gece korkusu ve uyandırma hapsız gündüz
korkusu.
Kalabalık korkusu, yalnızlık korkusu, olandan ve olabilecekten korku, ölme korkusu, yaşama korkusu...” (Eduardo
Galeano, Tepetaklak-Tersine Dünya Okulu, Çev: Bülent Kale, Sel Yay., 2018.)
[19] M. Ender Öndeş, “Haziran ve Aralık Üzerine...”, Gündem, 22 Nisan 2014, s.5.
[20] Zeynep Kuray, “Gezi 5 Yaşında: Karanlık Gider Gezi Kalır”, Birgün, 30 Mayıs 2018, s.7.
[21] “Hayır Daha Bitmedi, Gezi Dört Yaşında”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2017, s.4.
[22] Gülseli Kenarlı, “Gezi Raporu Açıklandı”, Hürriyet, 30 Aralık 2014…
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27870157.asp
[23] Ergin Yıldızoğlu, “Ya ‘Hürriyet’ Ya ‘İstibdat’…”, Cumhuriyet, 31 Mayıs 2018, s.11.

 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
ÖLÜM ORUCUNDAKİ AYTAÇ'IN KALEMİNDEN: ŞAHİN BEY GİBİ, VATANIMIZI İŞGAL EDENLERE KARŞI CANLARIMIZI CÜBBE YAPTIK!
AVUKAT AİLELERİNDEN BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI
'Ebru Ve Aytaç'tan Haber Alamıyoruz'

'Ebru Ve Aytaç'tan Haber Alamıyoruz'
Armutlu'da Ölüm Orucundaki Halkın Avukatları İçin Kapı Çalışması Yapıldı
Salgında Türkiye, ABD Ve Küba: Sosyalizm Başarır  
Avrupa'dan Ölüm Orucu Direnişçilerine Destek Açlık Grevi
Armutlu Halk Cephesi: Grup Yorum Konseri İçin Kuşlama Çalışması Yapıldı
Diğer Başlıklar

Özgür Tutsakların Adres Listesi Güncellendi (Ağustos 2020)
ÖLÜM ORUCUNDAKİ AYTAÇ'IN KALEMİNDEN: ŞAHİN BEY GİBİ, VATANIMIZI İŞGAL EDENLERE KARŞI CANLARIMIZI CÜBBE YAPTIK!
AVUKAT AİLELERİNDEN BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI
'Ebru Ve Aytaç'tan Haber Alamıyoruz'
Armutlu'da Ölüm Orucundaki Halkın Avukatları İçin Kapı Çalışması Yapıldı
Salgında Türkiye, ABD Ve Küba: Sosyalizm Başarır  
Avrupa'dan Ölüm Orucu Direnişçilerine Destek Açlık Grevi
Armutlu Halk Cephesi: Grup Yorum Konseri İçin Kuşlama Çalışması Yapıldı
Okmeydanı Halk Cepheliler Ölüm Orucunda Olan Halkın Avukatları İçin Yazılama Yaptı
GRUP YORUM'DAN EBRU VE AYTAÇ İÇİN: DİRENİŞÇİLERİN CEVABI!
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(133 Online) 0,11ms