Bugün - 06 Ağustos 2020 Perşembe
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

ÜÇLÜ KRİZ SARMALINDA İNSAN MANZARALARI [*]

“- Ülkenizde faşist var mı?- Faşist olduklarını bilmeyen ama zamanı geldiğinde bunu öğrenecek bir sürü insan var!” [1] İbrahim öldü(rüldü)… Helin ve Mustafa da öyle… Biri adil yargılanabilmek, diğerleri ise türküleri üzerindeki yasakların kalkması için girdikleri ölüm orucunda sonuna dek yürüdüler… Geride acıları kaldı…Ve yüreklere gömülen öfkeleri…Acı ve öfkeyi şimdilik bir yana bırakalım.

Gündem Haberi - 12 Mayıs 2020 Salı - 14:57
“- Ülkenizde faşist var mı?- Faşist olduklarını bilmeyen ama
zamanı geldiğinde bunu öğrenecek bir sürü insan var!” [1]
İbrahim öldü(rüldü)… Helin ve Mustafa da öyle… Biri adil yargılanabilmek, diğerleri ise türküleri üzerindeki yasakların kalkması için girdikleri ölüm orucunda sonuna dek yürüdüler… Geride acıları kaldı…Ve yüreklere gömülen öfkeleri…Acı ve öfkeyi şimdilik bir yana bırakalım.
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...
“- Ülkenizde faşist var mı?
- Faşist olduklarını bilmeyen ama
zamanı geldiğinde bunu öğrenecek
 bir sürü insan var!” [1]

İbrahim öldü(rüldü)… Helin ve Mustafa da öyle… Biri adil yargılanabilmek, diğerleri ise türküleri
 üzerindeki yasakların kalkması için girdikleri ölüm orucunda sonuna dek yürüdüler… Geride acıları kaldı…
Ve yüreklere gömülen öfkeleri…
Acı ve öfkeyi şimdilik bir yana bırakalım. Ama yitirdiklerini kavlince uğurlamak, onun yasını
tutmak, bir insan(lık) hâlidir. Kimi cenazesini toprağa gömer, kimi yakıp küllerini savurur, kimi ağıt yakar,
kimi mumyalar… Dedim ya, insanlık hâl(ler)i.
Peki ya İbrahim’in cenazesini uğurlamak üzere Gazi cemevinde toplananları biber gazına boğmak?
Cemevi morgunun kapısını kırıp cenazeyi aileden kaçırmak? Kayseri “Ülkü” Ocakları başkanının
İbrahim’in memleketi Kayseri’de gömüleceğinin açıklanması üzerine “Cenaze merasimi düzenlemek
ülkücüler varken mümkün değildir; eğer böyle bir eyleme teşebbüs ederlerse başları da vücutlarında
olmayacaktır,” yollu twit’ler atması? Kentin sokaklarında (üstelik de sokağa çıkma yasağının yürürlükte
olduğu saatlerde, polislerin “sevecen” bakışları altında) “Cenazeyi buraya gömdürtmeyiz, gömülürse
çıkartıp yakarız” afra-tafrasıyla nümayiş yapan yeni yetmeler? Cenaze sonrası mezarlık önünde videoya
çekilen “polis elbet buradan çekip gidecek, o zaman çıkartıp yakacağız” tehditleri? Ve sosyal medya
âleminden yükselen “hain, terörist, leş” tezahüratı?
Şunu görmek gerek; ülkedeki iklim giderek zehirleniyor.
Uzaklara gitmeye gerek yok; Gazi Cemevi’nin güvenlik güçlerince basıldığı, İbrahim’in cenazesini
memleketine uğurlamak isteyenlerin üzerine gaz bombaları salındığı sırada, ya da kendilerini “vatansever,
milliyetçi vb.” olarak niteleyen zorbalar Kayseri sokaklarında hezeyan gösterileri yaparken, iki kadın, Esra
Elönü ve Sevda Noyan TV ekranında ellerindeki ölüm listelerinden söz edip kaç kişiyi öldüreceklerini
yarıştırıyorlar. Birkaç gün önce, CHP’li Canan Kaftancıoğlu ve Özgür Özel’e “darbe çağrısı” yaptıkları
asparagası üzerinden ölüm tehditleri yağdırılıyor. İnsan hakları savunucusu Ragıp Zarakolu’nun “böyle
giderse sonunuz hayırlı olmaz” mealli yazısından dolayı Cumhurbaşkanı ve çevresi velveleye veriyor
ortalığı. Aktroller bir kez daha sokaklara dökülmekten, vurup kırmaktan, asıp kesmekten dem vuruyorlar.
Bu arada mafya işlerine bulaşmış, “Hanımağa” lakaplı eski polis, sabıkalı bir kadın, sosyal medyada bir
başka mafya babasına tehditler savuruyor… “Yargı” görmüyor, duymuyor, susuyor…
Tüm bunlar, bir ABD dolarının 7 küsur lirayı bulduğu, işsiz sayısının 10 milyonu geçtiği, [2]
milyonlarca esnafın Covid-19 salgını nedeniyle kapatmak zorunda kaldığı kepenklerini yeniden açıp
açamayacaklarının belli olmadığı, insanlarda çarşıya-pazara çıkacak hâl kalmadığı, bir “gıda krizi”nin
kapıda olduğunun sık sık dile getirildiği ve karantina sonrası “normalleşme”nin nasıl cehennemi bir sahneye
açılacağını kestiremediğimiz bir ortamda gerçekleşiyor.
Cinnet kareleri eşliğinde… Menderes’te bir Mehmetcan’ın bir sokak köpeğini yakıp görüntüleri
sosyal medyada paylaştığı… Denizli’de eşini bıçakladığı için girdiği cezaevinden infaz indirimiyle çıkan
adamın çıkar çıkmaz oğlunu öldürdüğü… Gaziantep’te eşinin boğazını kesenin ise infaz indirimiyle
cezaevinden çıkıp kızını işkenceyle öldürdüğü… Kadınların sokak ortasında boğazlandığı… Toplu
intiharların baş gösterdiği ve intihar edenlerin “ateist” oldukları için intihar ettikleri haberlerinin gazetelerde
yer alabildiği… [3] İmamların, Kur’an kursu hocalarının el kadar çocuklara tecavüz ettiği… Eskişehir’de bir
kadının 14 yaşındaki kızını kendi erkek arkadaşıyla birlikte olmaya zorladığı, kızının çıplak resimlerini
sevgilisiyle paylaştığı… [4] İstanbul Bahçelievler’deki Ermeni Kilisesi’nin kapısının yakılmak istendiği ve
gözaltına alınan zanlının “Corona virüsünü bunlar başımıza getirdiği için yakmak istedim,” dediği…
Örnekler sayfalar boyu uzar gider…
Şunu söylemekte beis yok, bu ülkede bugün üç kriz eğrisi kesişmiş durumda: ekonomik-siyasal ve
sosyo-kültürel, giderek beşerî…
Bilinir, iktisadi krizler, genellikle siyasal krizleri tetikler - ve siyaset genellikle çözümleyici sonuçları
üretir: Seçime gidilir, iktidar güven tazeler ya da değişir veya halk sokaklara dökülür, hükümeti istifaya zorlar vb… Nihayetinde radikal ya da reformist, yeni iktisadi politikalar devreye sokulur, halkı ferahlatacak
önlemler alınır, güven tazelenir, ve… Yola devam edilir.
Ancak iktisadi (ve onun tetiklediği siyasal) krizin sosyo-kültürel (giderek beşerî) bir krizle kesişmesi,
tehlikelidir. Yönünü yitirmişlik duygusunu yaşayan, bir arada yaşama iradelerinden soyunmuş, değerler
sistemi dağılmış, yani eski sosyologların deyişiyle “toplumsal dayanışması (tesanüt)”nı yitirmiş bir
toplum… Kuşkusuz esas olarak Durkheim’cı bir kavram olan “toplumsal dayanışma” ya da “ortak değerler
sistem(ler)i” ilk formüle edildikleri yıllarda anlaşıldığı üzere “sınıflar arası dayanışma” ile “korporatif bir
toplum” tahayyülü kast etmiyorum. Burada daha çok, Gramsci’ci anlamda, uç noktada bir “hegemonya
krizi”nden söz ediyorum: Egemen blokların parçalandığı, egemen ideolojilerin ikna yetilerini yitirdiği,
ancak alttakilerin alternatif bir hegemonya üretemediği bir hâl…
Bu ülke, 2002’den bu yana iktidarda olan AKP eliyle böyle bir “dağılma” hâline sürüklendi. İktidar
partisinin, daha doğrusu temsilciliğini, sözcülüğünü üstlendiği kesimin farklı bir niyeti, daha doğrusu bir
“projesi” olduğu açıkça ortada artık. İkili bir proje bu: Bir yandan sermayeyi temsilcisi olduğu toplumsal
kesimlere transfer eder, bu sınıf(lar)ın iktisadi ve siyasal nüfuzunu arttırırken, bir yandan da toplumu
(yeniden-?) “İslâmileştirme” hedefini güdüyor AKP.
Bu yönelim, de ülkeyi 200 yıla yakın bir süredir ( kolaylık olsun diye “Tanzimat’tan bu yana”
diyelim mi?) izlemekte olduğu “Batı modelinde bir uygarlık” rotasından İslâmi ağırlıklı bir modernizasyona
doğru çevirme stratejisi izliyor. Bunu gerçekleştirebilmek için, 20. Yüzyıl başının “Kemalist
konsensüs”ünün kırılması gerektiğinin bilincinde.
Bu “kırdırma” işlemini ise Kemalizm’in “marjinalize ettiği”ni düşündüğü toplumsal kesimleri rejim
aktörlerine dönüştürmek suretiyle, onların eliyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Taşrada ya da büyük kentlerin
varoşlarında sıkışıp kalmış, alt-orta sınıflar: Sünnî, milliyetçi, muhafazakâr, devletine-milletine bağlı…
Esnaf, zanaatkâr, işçi, köylü, küçük ticaret erbabı, işsiz…
Rejime vergi, asker, şehit vermiş, okulda, medyada kendisine aktarılan tüm milliyetçi değerleri
sorgusuz benimsemiş, ancak iş “kaymağını yemeğe” gelince hep bir köşeye itildiği, mağdur edildiği
hissiyatına teslim. “Boğaza nazır yalılarda oturan,” “viskinin su gibi aktığı eş değiştirme partileri yapan,”
“Bağdat Caddesi’nde, Nişantaşı’nda “cıbıl” dolaşan” vb. klişeler aracılığıyla tanıdığı “Cumhuriyet
elitleri”ne aslen sınıfsal, ama kendilerinin “kültürel” olarak algıladığı, suyüzüne çıkmak için fırsat kollayan
tepkiyi içten içe büyüten…
Ne dediğinden tek kelime anlamadığı ağzı kalabalık, “enteller”in medyadaki hâkimiyetinden
bunalmış… Oğlunun kulağındaki küpeye, kızının sevgili edinmesine söz geçiremeyen…
Altlarında spor arabalar, ayaklarında ithal ayakkabılar, okulun en güzel kızını tavlayan “züppe”
yaşıtları karşısında ezik…
Velhasıl, Cumhuriyet’in bu “itilmiş-kakılmışlar”ı, AKP’nin ülkeye yeni (ve İslâmi referanslı) bir rota
çizme teşebbüsünün gövdesini oluşturacaktı. İmanlı ve milliyetçi nesiller: “Tarihin şanla yazacağı, çelikten
hızarlarla küfrü ikiye bölecek, rükûda ve secdede Rabbine eğilen, satılmış paryaların safında olmayan, eşsiz
dehasıyla tuzağı idrak eden, maskeli vicdanlara haddini bildiren, Garb’ın maskesini düşüren, vatanı soysuz
palikaryaya çiğnetmeyen, kesesini doldurmayıp vatan için yaşayan…” [5] ve vatan uğruna şehadet şerbeti
içmekten bir an tereddüt etmeyen “dindar ve kindar nesil”: Asım’ın nesli… güzellemeleriyle gaz verilen,
başörtülü teyze kızının daire başkanı, İmam-hatip’li amcaoğlunun bakanlıkta müsteşar, komşu oğlunun TV
ekranlarında boy gösterip fikirlerini serdeden bir üniversite doçenti, dergâhta birlikte zikrettikleri cemaat
arkadaşının milli eğitim müdürü olduğunu gördükçe özgüveni arttıkça artan…
Kitaplar devirerek, dirsek çürüterek, aklı zorlayarak güç bellenilen “bilimsel” kuramlardan, felsefi
mülahazalardan, operalar, baleler, tiyatro oyunları izleyip şiirler, romanlar okuyarak edinilmiş estetik
birikimdense, dükkânının önüne attığı badakta güneşlenirken, kahvehanede pişpirik oynarken paylaştığı
menakıplar, mitoslar, inanması kolay ve hoş komplo teorilerinin karşılığının olduğunu görmek… Nasıl
edindiğini kendisinin de kestiremediği pozisyonda eteklenmek… Birden bire nasıl harcayacağını
bilemeyeceği kadar deli para sahibi olmak…
Tek kriteri “Reis”e yakınlık olan bir tırmanışın baş döndürücülüğü… Ya da en azından artık “devlet”
katında iş gördürebilecek yakınları olmak. O güne dek soğuk ve saygıyla karışık bir ürküntüyle kapısını
aşındırdığı “devlet”le ense-tokada yakın bir laubalilik ilişkisi kurabilmek… İktidarın hoyratça dağıttığı
nimetlerden (para, şan-şöhret, mevki, yetke, nüfuz…) şu ya da ölçüde nemalanan, o güne dek
önemsenmeyen, itilip kakılan kişiliğini birden merkezde bulan, kahvehane muhabbeti kıvamındaki
fikriyatının, komplo teorilerinden beslenen dünya görüşünün en tepedekiler tarafından ekranlarda paylaşıldığını gören, velhasıl apansız “değer kazanan” Cumhuriyet’in “ezikler”inin bu apansız ve baş
döndürücü, yükselişi, “vasat”ın, en alttaki ortak paydanın egemenliğinin yanısıra, kaçınılmaz olarak bir
“rövanş”ı da getirecekti beraberinde…
Zengin, kolejli, Batıcı, “rafine” Cumhuriyet elitlerinden rövanş. Herşeyin tepetaklak olduğu bir
momentti bu: Felsefeden, estetikten, etikten ya da ne bileyim, quantum’dan dem vuran profesörlere dudak
bükülebilir, insan hakları savunucularına, hümanistlere hakaretler yağdırılabilir, hayvanseverlerle dalga
geçilebilir, LGBTI’ler mahalleden kovalanabilir, feministler aşağılanabilirdi. Anaakım olmanın, çoğunlukta
olmanın, kendini iktidarda hissetmenin dayanılmaz hafifliği. O güne dek karşısında kendini ezik, kifayetsiz
hissettiğin her şey karşısında şişkin bir ego, hoyrat bir cürete dayanan sınır tanımaz bir saldırganlık…
Yüzyıllık bir ezilmişlik duygusunu tersyüz eden bu sıradanlık, bir başka deyişle, her burjuva
iktidarının kendisini ayakta tutmak için yaslandığı, pohpohladığı, ama hiçbir zaman ipleri ele geçirmesine
izin vermediği bir “güruh”un kendini dümende hissetmesi… Bu coğrafyada yaşanan tam da bu.
Ne ki AKP’nin hegemonyasını tahkim etmek üzere yol verdiği bu “başıbozukluk” tam da adıyla
müsemma, bir “başıbozukluk” olarak kaldı. Örneğin 1980’lerin İran’ında olduğu üzere İslâm’ın toplumsal
yaşamın tüm alanlarına egemen kılındığı bir “İslâm devrimi”ne, bir “mollarşi”ye dönüş(e)medi. [6] Bugün
iktidarı payandalayan güruh, insicamlı bir referans çerçevesine sahip değil. İşlerine geldiği kadar ve de
kulaktan dolma İslâmcı, TV dizisinden kaptığı kadar Osmanlıcı, hamaset milliyetçisi, marka giyinmeye, son
model cep telefonuna sahip olmaya, 4 x4’lerde hava atmaya can atacak kadar serbest piyasacı…
Ancak burada önemli olan, kendini “iktidar”da gören bir güruhun, konumunu ya da çıkarlarını
tehlikede hissettiği an neler yapabileceği, nelere kalkışabileceği. Hiçbir disipline edici değerler sistemiyle
kendini bağlı hissetmeyen, kendini canı istediğinde sokak ortasında kadın pataklayabilecek, el kadar
çocukları istismar edebilecek, sokak hayvanlarına işkence edecek kadar “serazat” gören, yaptıkları hiçbir
cezai yaptırımla karşılaşmayıp aksine, yöneticiler tarafından sırtları sıvazlanan, övgüler düzülen bir güruhun
kritik bir momentte kontrol edilemeyecek patlamaların, yıkımın faili olabileceğini St. Bartholomew
katliamından Kristal Geceler’e, Ruanda’daki Tutsi katliamından Serebrenitsa’ya, tarih tanık. Ya da bu
topraklardaki 6-7 Eylül’ler, Maraş’lar, Çorum’lar, Sivas’lar… Tarihin bu “kara delikler”inde kışkırtıcılar
kadar, “kışkırtılmaya yatkın” olanların varlığı da önemlidir!
Bugün Türkiye’de ne yazık ki “kışkırtılmaya hazır” bir güruh var. Ucunu “Kürtçe konuştu” diye
sokak ortasında linç edilen Kürtlerde, kapılarına çarpı işareti konan Alevi evlerinde, tahrip edilen devrimci
mezarlarında, “kadınlara baktı” diye meydan dayağı çekilen, apar topar mahalleyi terk etmek zorunda
bırakılan Suriyelilerde gösteren bir kara deliğin eşiğindeymişiz gibi gözüküyor.
Diyorum ya, bugün bu coğrafyada iktisadi-siyasal ve toplumsal/insani krizin kesişim noktasındayız.
Bu kavşaktan nasıl, ne kadar hasarla çıkılabileceğini ve nereye yöneleceğimizi eşitlikçi, özgürlükçü bir
yaşam uğruna emek eksenli bir mücadele yürütenlerin örgütlü, kararlı ve kitlesel müdahalesi belirleyecek.
 
11 Mayıs 2020 11:14:56, İstanbul.
Sibel Özbudun


N O T L A R
[*] Newroz, Mayıs 2020…
[1] Ernest Hemingway, Çanlar Kimin İçin Çalıyor?, çev: Rosa Hamken, Can Yay., 1985.
[2] Mehtap Özcan Ertürk, “İşsizler Ordusu 10 Milyonu Geçti”, Sözcü, 23 Nisan 2020,
https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/issizler-ordusu-10-milyonu-asti-5767724/ .
[3] “Akit’e Göre Dört Kardeşin İntihar Sebebi Richard Dawkins”, Medya Faresi, 8 Kasım 2019,
https://www.medyafaresi.com/haber/akite-gore-4-kardesin-intihar-sebebi-richard-dawkins/926526
[4] “14 Yaşındaki Kızını Kendi Sevgilisiyle Birlikte Olmaya Zorlayan Kadın, Tahliye Edildi”, Halk TV.
https://halktv.com.tr/turkiye/14-yasindaki-kizini-kendi-sevgilisiyle-birlikte-olmaya-zorlayan-kadin-ta-424254h
[5] Mustafa Nihat Malkoç, “Asım’ın Nesli”, https://www.antoloji.com/asim-in-nesli-8-siiri/
[6] The Economist’de yer alan bir yazıda “Türkiye’nin dindar nesil yetiştirme girişiminin ters teptiği” değerlendirilmesi
yapılıyor. (Aktaran: Ahval, 10 Mayıs 2020 https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/islam/economist-
turkiyede-dindar-nesil-yetistirme-girisimi-ters-tepti?amp
 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
Didem Akman Anlatıyor: Neden Ölüm Orucu Yapıyoruz? (Mektup-5)
Gözaltına Alınan Grup Yorum Üyelerine Yapılan İşkencenin Fotoğrafları
İdil Kültür Merkezi'ne AKP'nin Katil Polisleri Tarafından Baskın

İdil Kültür Merkezi'ne AKP'nin Katil Polisleri Tarafından Baskın
Armutlu Cephe Hız Kesmiyor: Ölüm Orucu Direnişleri Ve Grup Yorum Konseri İçin Pullama Çalışmaları
Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Kapı Çalışması Yapıldı
TAYAD: Halkın Türküleri İçin İmza Toplamak Suç Değildir!
Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu: Tüm Meslektaşlarımıza Çağrımızdır
Diğer Başlıklar

Ulm Halk Cephesi: Baskılar, Gözaltılar Konser Yapmamızı Engelleyemez
Grup Yorum'un Eseri Güleycan'ın Hikayesi
Didem Akman Anlatıyor: Neden Ölüm Orucu Yapıyoruz? (Mektup-5)
Gözaltına Alınan Grup Yorum Üyelerine Yapılan İşkencenin Fotoğrafları
Avusturya’da Avrupa Birliği Temsilciliği Önündeki Eyleme Çağrı
İdil Kültür Merkezi'ne AKP'nin Katil Polisleri Tarafından Baskın
Armutlu Cephe Hız Kesmiyor: Ölüm Orucu Direnişleri Ve Grup Yorum Konseri İçin Pullama Çalışmaları
Ulm’de Adalet Çadırı 8. Haftasında
Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Kapı Çalışması Yapıldı
TAYAD: Halkın Türküleri İçin İmza Toplamak Suç Değildir!
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(72 Online) 0,34ms