Bugün - 25 Mayıs 2020 Pazartesi
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

HELİN BÖLEK'İN ANNESİ AYGÜL BİLGİ'DEN FAŞİST AKP'YE 

direnişler röportaj grup yorum helin

Gündem Haberi - 21 Nisan 2020 Salı - 08:12
direnişler röportaj grup yorum helin
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...
#HalkOkulu: Merhaba.

Helin Bölek’in annesi olarak sizinle Helin’i ve ölüm orucu direnişini konuşacağız. Helin hapishanedeyken görüşlerde, tahliye olduktan sonra yanıbaşında siz de direnişin içindeydiniz.
Helin, Grup Yorum’un bir emekçisi olarak tutuklandı ve hapishanede direniş kararı aldı.
Süresiz Açlık Grevi’ne başladığını nasıl öğrendiniz?
#AygülBilgi: O cezaevindeyken açık görüşüne gittiğim bir zamanda bana söylemişti “Açlık grevine başlayacağız” diye. Bana süresiz olduğunu söylememişti. “Ne kadar süreli?” dedim. “Bilemeyiz” dedi, “bakacağız, artık duruma göre.”
Ben de onu bir haftalık bir aylık sandım. Öğrendim ki süresizmiş. Bir dahaki görüşe kafamda iyice bir düşündüm. Benim kızım açlık grevine karar verdi, niye verdi, ne yapacak ne kadar yapabilir nasıl gider nasıl eder diye hep kafamda onu değerlendirerekten geçirdim.Be onun görüşüne gittiğimde kendimi daha çok hazırlamıştım.
Kafa olarak hazırlamıştım. Onun görüşünde el salladım ona
“Hayırlı olsun-açlık grevine başlamışsın” deyince böyle önce durdu bir baktı “Anne iyi misin?” dedi.
“İyiyim, bir şey olmaz sen iri yarı bir kızsın. Ne yaparki sana açlık grevi ne yapar? Sen iradeli bir kızsın hem de bün- yesi güçlü bir insansın” dedim.
Nasıl karşıladım? Üzülmedim değil, üzüldüm. Çünkü bir öğün bile düşünürsün: Çocuğum ne yedi? Sen yediğin zaman diyorsun “Ben bunu yedim de acaba o yedimi?”“Şuan tokmu açmı” diye düşünürken süresiz bir açlık grevinde olması anne olarak tabii ki üzdü beni.
Ama ben kızımı tanıyorum, kararlılığını biliyordum götürecek diye biliyordum. İlla ki açlık grevi yani bir yere kadardır, sonuç elde edilir diye düşünmüştüm.Sonra tahliye oldu direniş evini düzenledik,
direniş evine geçti, Bahar’la birlikte direniş evinde açlık grevine devam ettiler.
Ben hep yani böyle yanındayız, bakıyoruz, özel ihtimam gösteriyoruz. Hangi şekeri sever, hangi içeceği içer, saati, her şeyi... yaparken ölüm orucu kararını almış. Bunu bana kendisi söylemedi sonra arkadaşları şöyle anlattı: “Ölüm orucu kararı aldığını söyledi, biz de ona dedik
ki annene bunu nasıl söyleyeceksin? O da onlara demiş ki bunu ben söylemeyeceğim, siz söyleyeceksiniz anneme.”
Kendi söylemedi arkadaşları söyledi bana. Ve yanına gidip ona dedim ki “Kızım bana neden sen söylemedin?” “Ya o kadar da değil” dedi. Ona net bir şey söylemiştim.
Kızım dedim sen kötü bir çocuk değilsin. Sen çok iyi bir insansın, çok güzel bir insansın, merhametlisin. Sana saygı duyarım, vereceğin karara saygı duyarım. Ben her zaman senin yanındayım dedim. Ben her zaman senin arkandayım. Nereye gidersen hangi cezaevinde olursan ol uzak yakın fark etmez. İster tutuklu ister olma, ben her zaman senin yanında olaca- ğım. Sağlık durumum olarak özellikle dizlerimde bazı sorunlar yaşıyorum. Sağlık durumun elverdiği müddetçe, bu ayaklar beni taşıdığı müddetçe, isterse yaşım yetmiş olsun, isterse ayağım taşımasın bastonuma dayanarak ben yine gelirim hep senin yanında olurum ,ama canına bir şey olmasın. Sağ ol sen sağ ol ben hep senin yanındayım demiştim.
Bu kararı verdiğinde de ona hatırlattım: Hatırlıyorsun değil mi dedim sana böyle bir şey söylemiştim? O da gülmüştü: “İyi de ben sana tamam, söz deme- dim ki!” Söz vermedi, doğru... Oldum yanında, ondan ayrı olmaktansa onunla olmayı tercih ettim.
Halk Okulu: Helin nasıldı, heyecanlı mıydı?
A. Bilgi: Çok neşeli,
çok canlı, yerinde
duramayan, muzip,
insanları güldürmeyi
seven, hep esprili bir
şeyler yapan bir
insandı. En çok ağrısının acısının olduğu dönemlerde bile kendini iyi hissettiğinde
hemen araya espriyi
sıkıştıran bir insandı. Acısını da içinde yaşayan bir insandı. O kadar süre onunla birlikte olduk hiçbir zaman hiçbir şeyini başkasını yaptırmaktan hoşlanmazdı.
Bana bile bir şey söylerken uzanıp alamıyordu ya... “Annee! Kusura bakma yoracağım seni... Sana zahmet ola- cak ama şu bardağı verir misin?” “Hep” diyordu “Seni yoruyorum kusura bakma”. Anneciğim niye öyle diyorsun ya ben “ben senin annenim annen başkası değil ben kusura bakmam” diyordum. Öyle de naif bir insan.
Artık son günleriydi...İki gün öncesiydi... Sabaha kadar onunla
birlikte işte otur, kalk, suyunu ver, yastığını düzelt, arada konuş, kusuyor leğeni al götür, leğeni yıka sonra getir, hani yastığa koy, kaldır onun da etkisiyle saçlarım dimdik olmuş.
Sabah uyandı, oturmuşum sandalyede onu seyrediyorum. Kendine geldi başını kaldırıp şöyle bir bana baktı, göz kırpıp başını salladı: Halil Sezai gibi olmuşsun o saçlarının halin ne? dedi. Yani böyle bir çocuktu.
Öyle bir çocuk... Orada ağrıları sızıları oldu, Direnişler Meclisi gelmişti... (Helin) Gerçekten çok kötüydü, ön kapıdan bakıp “Hayır sadece kısa- ca bakıp gideceğiz” dediler. “Hiç yormayacağız onu...”
kurtulacağını zannediyorsan yanılıyorsun! Evet şimdi de sen anlat bakalım, ne yapıyorsun, ne ediyorsun?” diye herkesle sohbet etmek istiyordu konuşuyordu.
Bir gün bir ziyaretçi geldiğinde “Ben inanamıyorum ya kaçıncı gününe gelmiş, ben beni hatırlamaz bile biz onunla çok konuşamadık, beni böyle kalabalık bir toplum içindeyken dedi sohbet etmiştik tanışmıştık ama, aradan zaman da geçmişti beni hatırlamaz dedim, beni hatırlamayı bırak bana ismimle hitap etti. Ben şok oldum” dedi.
Hiç kimseyi es geçmezdi, lafını atardı, esprisini yapardı... Ortak yaşanmışlık bir şey varsa
onun üzerinden gider hemen onu hatırlatırdı. Çok sevdiği bir abisi vardı... Neydi aradaki muhabbet onları bilmiyorum, onu gördüğü gibi hemen derdi: “Kastamonu Papatyası!” Vardı bir hikayeleri “ben duydum var bir hikayeniz ki sen öyle diyorsun” demiştim. Gülüp göz kırpıyordu, “Evet” diyordu “onun hikayesi var.” Son ana kadar enerjisi vardı, ta ki
hücresinden çekilene kadar

#HalkOkulu: Mahkeme sürecini ve tahliyesini anlatır mısınız?

A.Bilgi: Çok olaylar oldu mahkemelerinde. Hem düşman biliyordu hem dostlar biliyordu. Herkes görmek için en azından o tarihi destana tanıklık etmek için insanlar beşer onar dakika da olsa dönüşümlü bir şekilde mahkemeye girdiler.
İlk günden beri Helin dik durdu. Eyvallah etmedi. İlk günden bu yana hep söylemesi gerekeni söyledi. Hatta eşim bir ara yanıma oturdu, bana fısılda- dı: “Ah be kızım yaptın yapacağını. Sen böyle konuştukça bu adamlar seni tahliye etmezler ki” Ben “zaten o da başka türlü bir konuşma yapmaz ki” dedim. Yani resmen adamlara “İşine gelirse, ister tahliye et ister etme, ben böyle konuşurum” dedi. Ne çizgisini ne de dik duruşunu hiç değiştirmedi. Ne söyleyecekse hepsini tak tak tak söyledi.
Düşman fazlasıyla kendilerin- ce önlem aldı, fazlasıyla yığılma yapmıştı.
Ziyaretine gittiğimde -Açlık grevinde idi o zaman- onunla konuşurken benden 2 tane sarı tişört istedi. Olur dedim. İki tane normal bisiklet yaka sarı tişört istiyorum demişti. Ben vardır bir bildiği dedim. Aldık götürdük. Sonra arkadaşlarla konuşurken galiba bu bize bir sürpriz hazırla- yacak demiştim.
Mahkeme salonuna girdiği- mizde sürprizini gördük. Kendisi çok iyi resim yapar. Tişörtlerin kollarını kesmiş, önlük haline getirmiş. Önden ve arkadan görünecek şekilde Grup Yorum siluetini çizmiş, altına açlık grevindeyiz yazmış. Birini kendi üzerine giymiş diğerini Bahar’a giydirmiş. Helin önce 2 tişörtü yanına almış lavaboya gideceğiz diyerek lavaboya gitmişler.
Helin lavaboda diğerini Bahar’a giydirmiş. Mahkeme salonunda konuşmaya başlayacakları zaman yavaş yavaş ağır ağır hırkasının fermuarını açtı. Ve böylece mahkeme heyetinin karşısına önlüklü çıkmış oldular.
#HalkOkulu: Direniş Evi’ne sürekli bir ziyaretçi akını olduğunu biliyoruz. Sahiplenmeden bahseder misiniz?

A.Bilgi: Direniş evini açtıktan sonra insanlar akın akın geldi, o kadar çok insan geldi ki... Önce halk geldi, ziyaret saati bittikten sonra inan ki biz bile onlardan daha fazla yoruluyorduk.Günde 2 defa ziyaret saati ayarlamıştık. Ama o kadar yoruldular ki bir defaya düşürmek zorunda kaldık onlara dinlenme payı vermek için. Sahiplenme güzeldi, sonra milletvekillerin- den de gelenler oldu. Sosyal medyadan da gelenler oldu, sanatçılar da geldi, ama en çok da halk geldi. Ufacık çocuğunu alanda geldi, yaşlı teyzemiz amcamız da geldi, gençlerimiz de geldi.
Özellikle o gençlerin yüzlerin- deki şaşkın şaşkın bakan o ifa- deleri görülmeye değerdi. Biri okumuş bir yerde “Grup Yorum açlık grevinde!” Herkes diyor ki; “Biz Grup Yorum dinliyoruz”,” Ben Grup Yorum dinliyorum”, “Benim annem babam da Grup Yorum dinliyordu, Ben de Grup Yorum dinliyorum!” O gençlerin gözlerindeki hayranlık...
Helin herkesle tek tek konuşuyordu, herkesle tek tek ilgileniyordu, özellikle ilk gelenlerle çok sohbet ederdi. Ayrıntılı sorular sorardı: Kaç yaşındasın, ismin ne, okuyor musun, Kaç kardeş- sin?.. Onlara özel sorular sorardı. O çocuklar elleri kucaklarında şaşkın şaşkın cevap verirdi. Sonra çıkarken bir genç kız ‘İnanamıyorum, benimle sohbet etti’ dedi. Ben de diyordum ki; ama onlar sizin gibi bir insan! Sanatçıları erişilmez, onlarla konuşulmaz, onlara dokunulamaz diye düşünüyorlar.
#HalkOkulu: İbrahim’in tahliyesi sonrasında neler oldu?

A.Bilgi: İbrahim gelmeden önce Helin çok heyecanlıydı. Öyle ki yine ağrıları sızıları vardı. “Anne” dedi “Bugün İbrahim abinin duruşması var” dedi. “Merak etme gideceğim” dedim. “Anne git, mahkemede neler oldu bana gel, tek tek anlat özellikle İbrahim abiyi iyi gözlemle. Bak nasıl?”
İbrahim mahkemeden tahliye olmadı tabii, geldim anlattım. İbrahim tahliye olmadı maalesef
kızım, İbrahim abini alıp getiremedim dedim.
Ara kararla tahliyesi denildiği zaman çok sevinmişti. Çok çok heyecanlıydı, hemen yan odayı hazırlayayım, dezenfekte edelim, her şeyi değiştirelim, her şeyi elden geçirelim... Hepsi bir yana karanfil alalım dedi, Bir demet, bir buket karanfil... İbrahim Abi’yi karanfillerle karşılayalım.
Hemen karanfiller alındı, oda derlenip toplandı, temizlendi, düzenlendi. Kendisi ayak uçlarındaki iltihaptan kaynaklı yürüyemiyordu, tekerlekli iskemleye konuldu. Ambulansla geliyor diye sürekli paylaşımlar yapılınca “Ben İbrahim Abi’yi kapıda karşılamak istiyorum” dedi. Kızım bunu nasıl yapacaksın dedim. Tekerlekli iskemleyi tam kapı açıldığı zaman görülecek şekilde bir yere koydurdu, Ben burada karşılamak istiyorum dedi, elimde karanfille.
İbrahim ambulansla getirildi, içeri geçirildi, odasına alındı. (Helin) İskemlesi ile odasına gitti: “İbrahim Abi Hoş geldin” dedi. Karanfilleri uzattı, sarıldılar birbirlerine, birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, ellerini tuttular. Sonra ikisi de yorgundu, odalarına çekildiler. Hep birbirlerini sordular.
Birbirlerine seslenirlerdi. Helin’in penceresinde çiçekler vardı. Bazen sabah kalkardı “Anne İbrahim abiye şu çiçeklerden götürür müsün?” derdi. Ufacık bir çiçek koparıyorduk götürüyorduk espri ile İbrahim’e.
“Komşu kızı sana günaydın diyor ve bir çiçek gönderdi” diyorduk. İbrahim alıyordu çiçeği, elini kalbinin üzerine koyuyordu, başının üzerine koyuyordu. “Baş göz üstüne selamı, çiçeği” diyordu. Bazen de İbrahim ufak bir jest yapıyordu şunu götürün diyordu. Kapının önünden geçerken tekerlekli iskemle ile “Helin, bir randevu ver de oturup konuşalım seninle” diye espri yapıyordu. Tamam diyordu Helin, odada biraz sohbet ediyorlardı.
Halk Okulu: Direniş çok gündemdeydi ve AKP halkın sahiplenmesiyle büyü- yen direnişi hazmedemedi.
Direniş Evi’ne polis baskın düzenledi ve zorla müdahale için hastaneye kaçırıldı Helin ve İbrahim. Baskında siz de direniş evindeydiniz. Baskını ve hastane sürecini anlatır mısınız?
A. Bilgi: Gecenin bir vakti 10’u 11’e bağlayan gece... Evde benimle bir refakatçi vardı. Evin önüne arka arkaya akrepler geldi. Akreplerden indiler, pen- cereden baktılar, direkt eve gelip hiç uyarı yapılmadan, zile basılmadan açın kapıyı demeden koçbaşından küçük bir demir ile tek bir darbeyle patlattılar kapıyı. Ve içeri saldırdılar.
Aklıma bir an Dilek Doğan’ın evine yapılan saldırı geldi. Evet katletmek amacıyla gelmiş gibiydiler. Sürekli kal- kanlarla ite ite sanki bir aksiyon filminden fırlamışlar gibi eylem kalkanları ile değil koca koca çelik kalkanlarla girdiler içeri. Bir grup beni, bir grup diğer refakatçiyi biz yan yana gelmeyelim diye bir tarafa fırlattılar. Ve içlerinden birisinin; tabiri caizse zincirinden boşanmış bir köpek bile diyemeyeceğim; ama artık ne diyeceğimi bilemiyorum... Ben eylem de gördüm ,operasyon da gördüm; ama böyle birini görmedim. Bu insan değildi; öyle bir saldırışı vardı ki kendi arkadaşları kalkanla onun önüne geçip beni korumaya çalıştılar, düşünebiliyor musunuz?
Nasıl bir yaratık ve nasıl bir saldırı? Benim aklımdaki tek şey; eğer bu çocuklar burada olsaydı, bu yaratık kesinlikle çocukları katledecekti. Diğeri
refakatçiye saldırdı. Daha sonradan ben kızın kalçasındaki izi gördüm mosmor olmuştu, mosmor izler bırakmıştı attığı tekme.
Ters kelepçe ile yatırdılar, evi talan ettiler. Ne istiyorsunuz burada ne arıyorsunuz? Gecenin bir vaktinde ne işiniz var evimde? diye sorduk, arama kararı olduğunu söylediler; ama kararını da göstermediler. Tutanak tutuyorlar muhtarın olması gerekiyor ama muhtar yok. Saatlerce tuttular bizi orada.
Dışarıdan ajitasyon slogan sesleri geldi, anladık ki almışlar çocukları. Saat 05.00’ti muhtarı getirdiler, tutanakları okutup imzalattılar. Sonra açın ellerini (kelepçeleri) dediler, sonra gittiler.
Cemevine koştuk, çocukları almışlar insanları almışlar. Sonra birisi ambulansla almışlar dedi. İbrahim’in babası ile birlikte hastane hastane dolaşmaya başladık çocuklar nerede diye.
Buradan başladık ta Okmeydanı’na kadar baktık, hiçbir yerde yoklar. En son bir duyum aldık Ümraniye’de Araştırma Hastanesi’nde diye. Oraya gittik, oradaki yetkililere sorduk bilgisini veremeyiz dediler bilgisini veremeyiz diyorsanız buradalardır o zaman dedik, tartışmaya başladık.
Daha sonra yukarı çıkardılar refakaten bizi. Helin’le İbrahim’i aynı odada iki ayrı yatağa almışlar. Çocuklar bizi gördüler, geldik dedi. Orada kaldık sürekli; doktor olsun, hemşire olsun, biri girip biri çıkıyor. Tedavi teklif edi- yorlar: Tedaviyi kabul ediyor musunuz diyorlar. Çocuklar da “Kabul etmiyoruz, biz ölüm orucu direnişçisiyiz” diyorlardı. Onlar da tutanağı yazıp gidiyorlardı.

Aileler olarak biz de dedik
“Müdahaleyi kabul etmiyoruz, bizim istemimiz dışında polis baskınıyla zorla getirildiler, siz çocuklarımızı sakat bırakacaksınız, buna izin vermiyoruz.”
diye. Sosyal medyadan sürekli yayın yapıldığı için insanlar gel- meye başladılar, milletvekilleri geldi, HDP milletvekilleri geldi, Eşbaşkanları geldi.
Çocuklar tam uyuyacakken her defasında doktorlar hemşireler tedavi olacak mısınız diye sormak için kapıyı açıp açıp duruyorlardı. Biz de “artık yeter” dedik. “Size söylediler kabul etmeyeceklerini” ve çok tartıştık.
Odaları ayıracağız dediler. İlk önce, bir etik değil lafını kullanmak istediler. Biz de etik değilse ilk geldikleri zaman niye aynı odaya koydunuz dedik. Merak etmeyin etik, çok etik biz ailecek de görüşüyoruz, onlar aynı direniş evinde de beraber kalıyorlar, ve onlar yoldaşlar, senin kafandaki gibi değil gayet de etik bizim bir itirazımız yok dedik.
Ertesi gün odaların ayrılması için çok baskı yapıldı. Biz kabul etmeyince zorla ayıracağız dediler. Bu bir irade savaşı oldu. Artık koridora polis yığınağı yapmaya başladılar. Hemen kapının önüne banko çektiler, bariyer koydular.
Alıp yoğun bakıma götüreceğiz İbrahim’i diye bir mücadele oldu. Avukatımız, Yorumcular, aileler, halk vermek istemediler. Refakatçileri, ben, Helin, İbrahim ve İbrahim’in annesi içerideydik. Babası, kardeşi, İdilciler, Yorumcular kapının önündeydi- ler. Tartışmalar yaşandı alırız vermeyiz...
Hastanenin güvenliği, polis hepsi hastanenin önünde. Alırız- vermeyiz, alırız-vermeyiz derken orada bulunan bütün aileleri gözaltına aldılar, sürükleye sürükleye attılar içeri girdiler ve İbrahim’i aldılar.
Benim unutamayacağım bir şey oldu: İbrahim’i götürürken Helin’in o titreyen sesi ile ağrılarına sızılarına rağmen yatağında doğruldu:“İbrahim abi “İbrahim abi” diye elini uzatıp “merak etme biz kazanacağız" dedi ve zafer işareti yaptı. İbrahim; “Merak etme Helin biz kazanacağız” deyip o da zafer işareti yaptı, birbirlerine moral verdiler. İbrahim’i götürdüler.
Ben, Helin ve İbrahim’in annesi odadaydık. Helin ben oturmak istiyorum dedi. Biz onu oturttuk koltuğa. O anda hem hastane güvenliği hem de kadın çevik polisler içeri girdiler. Biri alın dedi. Ben Helin’i alacaklar sandım, meğerse beni almaya gelmişler. Beni sürükleye sürükleye koridor boyunca çıkarıp koridorun dışına attılar, bariyeri çektiler. Bir bariyer bir etten duvar... Tekmeledim, bağırdım “Ayrılmayacağım, buradan beni atmayacaksınız, jiletle kazıyacaksınız buradan öyle atacaksınız. Çıkarıp attığınızı zannediyorsunuz atamayacaksınız” diye.
Paylaşımlar yapılınca daha fazla insan desteğe geldi, milletvekilleri de geldi. Avukatlar itiraz etti, halk sahiplendi. Geceli gündüzlü orada kalındı, basın açıklamaları yapıldı. Şebnem Hoca (Şebnem Korur Fincancı) başından sonuna kadar olayın takipçisi oldu. Hüda Kaya geldi, Dilşat Canbaz geldi Görüşmek istiyorlar başhekim kaçıyor, görüşmek istemiyor vs. vs.
Sonra karar iptal edildi.
Büyük tartışmalarla ben tekrardan kızımın yanına refakatçi olarak gittim. Odaya gittiğimde bir hasta bakıcı bir hemşire görevlendirmişler. Helin yatakta uzanmış ve düşünün 2 kişi gözünü dikmiş ve sürekli sana bakıyor 24 saat!
“Ne yapıyorsunuz siz?”
dedim. Bizi görevlendirdiler, bizim işimiz sadece Helin Hanım ne derse onu yapmak. Düşünün bir de böyle baskı uyguladılar. Çok fazla hem tecrit hem baskı uygulandı.
Ve süreci onlar hızlandırdı. O konuda uzman olan bir hoca
kendisi söyledi: Onları o kadar geriye attı ki her şeylerini hızlandırdılar. O süreç onların sağlıklarını bozulmasını hızlandırdı.
Mücadele sonunda karar kaldırıldı. Ben yukarı çıktım eşyalarımı toplayıp çıkacağız diye, kızımı alacağım diye. Ama fiziki olarak yine izin vermediler, nedenini sonradan öğrendim ki İçişleri Bakanı karara itiraz etmiş. Halbuki taburcu işlemleri sona ermiş,
“Öyle mi?” dedi, eğildi baktı “Evet” dedi. O öfkeyle o hınçla desteksiz birkaç adım attı “ben gideceğim, beni burada tutamazsınız” dedi.
Ambulansı bekliyoruz dediler. İbrahim için gerçekten ambulans gerekliydi. Helin’e baktım “Helin” dedim “ambulans?” “Hayır” dedi. “Normal araç ile gidebilir misin?” “Giderim” dedi. “Tamam” dedim ben, ambulans mambulans
gerek değil, ben kızımı taksi- özel araçta götürürüm dedim.
Aldık getirdik arkamızdan İbrahim’i de getirdiler. Sonra onları toparlayama- dık artık.
#HalkOkulu: Helin 3 Nisan günü, Grup Yorum’un ilk şehidi olarak ölümsüzleşti.
Feriköy’e defnedilmek istemişti ve vasiyetini yerine getirmek istediniz; ancak saatler süren bir irade savaşı sürdü. Saldırıya rağmen sahip- lenme de büyüktü. Cenazeyi anlatır mısınız?

A. Bilgi: Benim çalışma alanım, benim evim İdil Kültür Merkezi’ne en yakın yer burası, Okmeydanı’na yakın, arkadaşlarıma yakın, herkese
yakın diye Feriköy’ü istemişti.
Helin’i kaybettikten sonra ellerde taşınarak cem evine getirildi. Onun isteği idi: Mitralyöz eşliğinde halay çekilmesi. Onun arzusuydu, vasiyetiydi. Arkadaşlarım, sevenlerim halay çeksinler bir!
Ateş yakıp başında otursunlar iki!
Önce getirildi, halay çekildi. İnsanların o şarkının sözlerinin anlamını bilmesi anlaması lazım diyordu. Sonra morga konuldu. Arkadaşları büyük bir ateş yaktı cem evinin bahçesinde. Sabaha kadar herkes ateşin başında şarkılar söyledi, şiirler okudu, Helin anlatıldı. Helin’in kına yakıldı ellerine, ayaklarına. Feriköy’de yer ayarlandı ertesi gün. Bir vasiyeti de Okmeydanı cem evinde yıkanmak ve İdil Kültür Merkezi önünden Feriköy’e götürülmekti.
Biz daha buradan çıkmadan cem evinin önüne yığınak yapıp “Programınız ne?” diye sordular. “Buradan toplu çıkışa izin vermeyiz” dediler. Nasıl olacak- mış peki? Koronavirüs nedeniyle dediler. Yahu biz insanlarımızın katili miyiz? Biz böyle bir şey olmasını ister
miyiz?
Tamam, parça parça çıkılacak dedim, TAYAD’ın arabası ve cenaze arabasıyla birlikte. Eskortluk yaptılar, yönlendirmeye çalıştılar, Okmeydanı’na sokmamaya çalıştılar, iki defa yolda önümüzü kestiler durdurdular.
“Giremezsiniz Okmeydanı’na”
dediler. Sosyal
medyadan bakıyoruz orada insanlara saldırı olmuş, insanların gidişi engellenmiş. Gidemezsiniz... diye büyük tartışmalar yaşandı. İki avukatımız arabadaydı. TAYAD’lılar araba- daydı. Bir minibüs dolusu TAYAD’lı vardı.
Ya Feriköy’e gidersiniz ya da size izin vermeyiz dendi. Feriköy’de de gasilhane var dendi, yokmuş. Kesinlikle Okmeydanı’na sokmayacakları- nı söylediler. Yol boyunca tartışır tartışır gideriz diye düşündük, sonra kestiler. Sütlüce kavşağında tam kestiler, sonra şoförleri gözaltına aldılar. Uzun tartışmaların sonucunda
tehdit ettiler, gerekirse anne babayı da alırız, aracı biz kullanırız, götürür biz defnederiz dediler.
Müslüman bir ülkede yaşıyoruz, Helin Sünni.
Müslüman bir ülkede yaşıyoruz ve birinin ölümüyle birlikte defnedilme hakkını elinden almak istiyorlar. Daha yıkanmadı yıkanması lazım diyoruz, orada gasilhane var dediler, sonra soruldu orada gasilhane yokmuş.
Okmeydanı’na götürelim dedik, oraya asla giremezsiniz dediler. Sonra tamam sadece anne ve bir iki kişiyle yıkayıp çıkaracağız dediler. Evet, hayır, olur,
lar, tüm girişleri tutmuşlar. Sosyal mesafe diyorlardı ya, sosyal mesafeyi kullanın, virüs var diye. Ne sosyal mesafesi? Onlar dip dibe ip gibi dizilmişlerdi. Sadece biz vardık bir minibüs TAYAD’lıyla, cenaze arabasında bizler.
Sonra büyükşehir belediyesinden seyyar gasilhane yıkama aracı getirdiler, onun içinde yıkadık. Ben, kızım, yoldaşı, arkadaşları, birlikte yıkadık. Koyduk kefenledik.
Ve güzel olan ne oldu biliyor musun? Tam indirirken arabadan sanki haber verilmiş gibi mezarlığın dışında Helin indirildi, omuzlara alındı, mezarlığın dışından ses geliyor: Helin Bölek Ölümsüzdür!
Eş zamanlı. Sanki haberleşilmiş. Sanki tamam Helin’i indirdik başlayın slogana der gibi. Ve aynı şekilde mezarlığın içinde de başladılar insanlar slogan atmaya.
Sonra sordular: Sizin sesiniz geldi, bizim de geldi mi? diye.
Geldi dedim. Ve aynı anda hem içeride hem dışarıda “Helin Bölek Ölümsüzdür!” sloganlarıyla defnedildi.
O çok Müslüman olan insanlar var ya, ellerinde o kitabı sallayan insanlar, Kur’an üzerine yemin eden insanlar; Sünni olan bir insanın defnedilmesi hakkını elinden almak istedi. Cenaze namazını kıldırtmadılar.
Helalliği ben kendim mezarın başında istedim. Bunu hoca ister, cenaze namazı kıldırır. Hocalar yıkar, sarar,
Ben anne olarak, ben yıkadım kızımı! Kefenlenmesine yardım ettim.Helalliği mezarı başında
ben istedim ve bunlar kendilerine Müslüman diyorlar. Eşim arabada dedi ki bunlar ne yapmak istiyorlar dedi ya, ne yapalım, yıkamadan mı kızımızı gömelim? dedi, Gerekirse yaparız, yaparız yıkamadan da gömeriz. Ama benim kızım kendine Müslümanım diyen insanlardan bu haliyle bile çok daha temizdir. Benim kızım tertemizdir.
O kendine Müslümanım diyenlerden, doğru. Biz onu öyle bile defnetseydik onlar- dan çok daha temizdi benim kızım. Tertemizdi.
Kimsenin kalbini kırmak istemezdi. O kadar ince düşünürdü ki bir şey söylediğinde karşıdaki üzülür diye o kadar laflarını seçerek... bana ya bana bana, son ana kadar istediği bir yudum suya ‘anne sana zahmet olacak ama’ diyerek isteyen çocuk, herkesin gönlünü yapmak isteyen çocuk, kapıdan bir merhaba verip gideceğim dediği zaman “nolur size dönemiyorum şöyle karşıma geçin de sizi göreyim başım dönüyor” diyor.
Oturduğu zaman adamlar onu geldiler görmeye, ayakları ağrıyordu çorap giyemiyordu, onları kabul etti, “ayaklarım çıplak karşınıza çıktım nolur kusura bakmayın; ama ayaklarım çok ağrıdığı için çorap giyemiyorum acıtıyor” dediğin- de adamlar şaşırdı “ya ne diyorsun sen Helin hanım, ne demek, olur mu?” Özür dilerim diyor çıp- lak ayakla karşınıza çıktım diye.
Böyle bir insan, böyle tertemiz bir insan. O kirli insanlar düşüncesiyle ruhuyla yüreğiyle kirli insanlar, kendilerince yıkamadan gömmeyi düşündüler. Ama her şeyi oldu, her şeyi de oldu.
#HalkOkulu: Bir anne olarak, direnişin zaferle sonuçlanması için eylemler yaptınız, her an kızınızın taleplerini anlattınız. Ve şimdi de ölüm orucu sürüyor. İbrahim, Mustafa, halkın avukatları,
Didem, Özgür...
Direnişin talepleri çok rahatlıkla karşılanabilecek talepler. Buna ilişkin halkı- mıza bir çağrınız var mı? Söylemek istediğiniz bir şey var mı?
A. Bilgi: İbrahim bir şey söylemişti öfkelenmişti. Ne yapalım peki dedi ne yapalım türkü söylemeyelim mi? Ben hemen atıldım dedim ki türkü nasıl söylemiyorsunuz, türkü söylemek kadar doğal bir şey yok. Siz bizim karnımızdayken biz sizi türküler söyleyerek okşayıp sevdik. Nasıl türkü söylemeyeceksiniz? O türkü söylemeyi kimse engelleyemeyecek! Herkes elinden geldiğini son ana kadar yapmaya çalışacak biliyorum... Onlar da türkülerini söyleyecek sonuna kadar.
Ha ne olacak, biraz daha özveri diyorum. Bir virüs çıktı. Ama bu virüs zulümden daha mı büyük? Bu virüs zulümden daha mı korkutucu? Bu virüs bir süre sonra bitecek, ama zulüm hep olacak! Virüsten korkmayın zulümden korkun! Onun için bırakın virüsü de zulümle baş etmeye çalışın! Onun için uğraşın! O türküler hep söylensin! Benim kızım o bedeli ödediyse o bedeli boş kalmasın. İlla ki karşılığı olsun.
Halk Okulu: Helin’in cenazede ateş yakılıp halay çekilmesini istediğini anlattınız.
Halay çekilmesi konusunda Süleyman Soylu “onun ölüm orucunun kutsal bir şey olduğunu söylediler. ondan sonrada döndüler etrafında dans ettiler. Yamyamlarda var bu yöntem başka kimsede yok. Bu bizim kültürümüzde anlayışımızda var mı?” dedi. Elbette bu sözlere, başta yoldaşları olmak üzere halkımız gereken cevabı verdi.
Siz ne demek istersiniz?A. Bilgi: Bizim kültürümüzde bu zulüm mü vardı? Ölüye bu zulüm mü vardı? Yüzü açıkmış diyorlar. Bizim kültürümüzde dinimizde yok diyorlar. Bunlar mı vardı? Cenazenin önünü kesmek mi vardı? Yıkanmasına engel olmak mı vardı? Cenaze namazının kılınmasına engel olmak mı vardı? Helallik alınmasına engel olmak mı vardı? İnsanlar orada acı çekerken onların üzerine gaz bombası atmak mı vardı, bunlar mı vardı bizim kültürümüzde?
Gözleri benim kızımın açık gittiyse bunun sorumlusu onlar! Bunun sorumlusu onlar! Herkes gözlerinin açık gittiğini görsün diye açtık yüzünü Helin’in. Herkes onu ne hale soktuklarını görsün diye açtık yüzünü.
O halay da onun vasiyetiydi diye çekildi. Eğlenmek için değil. O türküyü bir daha dinlesinler. Kelime kelime cümle cümle bir daha dinlesinler. Ne anlatıyor, ne söyleniyor bir daha anlasınlar, anlamayan beyinleriyle.
Halk Okulu: Bu yaşananlar, halkımızın öfkesini de sahiplenmesini de daha fazla büyüttü. Asıl korkuları da bundan. Helin halkı örgütlemeye, halk sanatçılı- ğını büyütmeye şehitliğiyle de devam ediyor. Bu nedenle şehitlerimizin arkasından dahi konuşmaya kalkıyor, burjuvazinin ahlaksızlığını sergiliyorlar.
Anlattıklarınız için çok teşekkür ederiz. Acınızda, öfkenizde, umudunuzda biz de varız. Helin’in direnişini, inandığı değerleri, uğruna ömrünü adadığı halkın sanatçılığını sayfalarımıza taşımaya devam edeceğiz.

HALK OKULU Sayı 23

 
Anahtar Kelimeler:direnişler, röportaj, grup, yorum, helin,
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
Banu Özdemir’in Tutuklanması İçin Soruşturma Maddesi Değiştirildi
Ölüm Orucundaki Tutsak Avukatların Ailelerinden Açıklama (VİDEO)
SARIGAZİ HALK CEPHESİ AÇIKLAMA

SARIGAZİ HALK CEPHESİ AÇIKLAMA
Yüksel Direnişi 1292. Gün Akşam Açıklaması
AKP HUKUKU BÖYLE İŞLİYOR: SAVCI İFADE ALMADAN (YİNE) TUTUKLAMAYA SEVK ETTİ
AKP Bekçilerinden İşkenceden İşkence Beğen! Ankara'da Bekçi İşkencesi...
Aynı Mezarlığa 3’üncü Saldırı
Diğer Başlıklar

ÇHD'li Avukatların Adil Yargılanma Hakkı İçin İmza Kampanyası
Avrupa Dev-Gençliler Olarak Bütün Ailelerimizin Ve Gençlerimizin Bayramını Kutluyoruz
Banu Özdemir’in Tutuklanması İçin Soruşturma Maddesi Değiştirildi
Ölüm Orucundaki Tutsak Avukatların Ailelerinden Açıklama (VİDEO)
Adalet İstemi Bedel Ödemeden Olmaz
SARIGAZİ HALK CEPHESİ AÇIKLAMA
Yüksel Direnişi 1292. Gün Akşam Açıklaması
AKP HUKUKU BÖYLE İŞLİYOR: SAVCI İFADE ALMADAN (YİNE) TUTUKLAMAYA SEVK ETTİ
AKP Bekçilerinden İşkenceden İşkence Beğen! Ankara'da Bekçi İşkencesi...
Avrupa'da Süryani Halk Meclisleri Avukat Mathes Breurer İle Röportaj Yaptı
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(53 Online) 0,08ms