Bugün - 09 Ağustos 2020 Pazar
İstanbul 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Yeni Üye
Siyaset Gündem Ekonomi Duyurular Sağlık Yaşam Özel Makaleler Kültür Spor Özel Haber Siyaset Diğer »
Haber Detayları

Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni Sayı: 53

DHKP duyurular açıklama

Gündem Haberi - 01 Nisan 2020 Çarşamba - 16:28
DHKP duyurular açıklama
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...
Tarih: 30 Mart 2020
KIZILDERE’DEN BUGÜNE MAHİR’DEN DAYI’YA LEYLA’DAN BİLGEHAN’A ADALET SAVAŞIMIZ BÜYÜYOR!
HALKIN ADALETİNİ SAĞLAYACAK, ZAFERİ BİZ KAZANACAĞIZ!
Yıl 1969… Türkiye devriminin yolunun ilk adımları atılmaya başlandı. 6 Ocak’ta ODTÜ’de, ABD Ankara Büyükelçisi Robert Kommer’in arabasının yakılması, gençliğin anti-emperyalist bilincinin güçlendiği bir süreçte gerçekleşti.
1970 Aralık’ında Türkiye halklarının kurtuluş umudu, THKP-C’nin kuruluşuyla ete kemiğe büründü.
Yükselen devrim dalgasından korkan oligarşi, 1971 muhtırasıyla halkın kurtuluş mücadelesinin önünü kesmek istedi.
THKP-C; dünya halklarının baş düşmanı Amerikan emperyalizminin jandarması İsrail siyonizminin başkonsolosu Efraim Elrom’u cezalandırdı.
O güne kadar görülmemiş bir cüretle gerçekleşen Filistin kasabının cezalandırılması eylemi, emperyalizm ve oligarşiye büyük bir darbeydi.
Bir yandan revizyonizmin Marksist-Leninist ideolojinin tahrifini yapması; bir yandan emperyalizm ve oligarşinin sürek avı, operasyonları, tutuklamaları, katliamları… Hiçbir şey Adalıların, Anadolu topraklarını besleyen kaynağı, şahdamarı olmasını engelleyemedi.
1 Haziran 1971’de Mahir ve Cevahir, Maltepe’de emperyalizmin işbirlikçisi oligarşinin katil ordusunun “teslim ol” çağrılarına çatışarak cevap verdi. Maltepe; artık Türkiye halklarının kurtuluş Ada’sıydı.
Bu çatışmayla; hem 50 yıllık revizyonist geleneğe hem de 51 saat boyunca emperyalizme ve işbirlikçilerine meydan okundu! Aynı zamanda bir teslim olmama geleneği başlatıldı. THKP-C’nin önderlerinden Hüseyin Cevahir 23 kurşunla katledildi, Mahir Çayan ise yaralı olarak tutsak edildi.
İlk andan itibaren, yeniden halkın kurtuluş kavgasına öncülük etmek için yanıp tutuşan Mahir, özgürlük eylemi ile yeni bir gelenek daha başlattı. Devrimciliğin suç değil görev olduğu, dört duvar arasına hapsedilemeyeceği gerçeğinden hareketle, hapishane de halkın kurtuluş kavgasının bir mevzisiydi ve ilk fırsatta yeniden kavga için özgürlüğe koşmanın koşulları yaratılmalıydı. İlk özgürlük eylemi de böylece gerçekleşti…
 
19 Şubat 1972, Arnavutköy…
Yine bir üs… Yine bir mevzi… İhtilalin yolunda bir destan daha yazılıyor. Elinde mavzeriyle emperyalizme ve oligarşiye karşı kurtuluşa kadar savaş şiarıyla ölümsüzleşiyor Ulaş Bardakçı. İdeolojik olarak emperyalizmin güdümüne girmiş olan revizyonist ve oportünistlerin “bir avuç maceracı” dediği devrimin genç önderleri; teslim olmama geleneğinin, devrimci eylem çizgisinin, çatışmalarda halkın zarar görmesinin engellenmesinin, dillerinde slogan ve marşlarla ölümsüzleşmenin destanını yazıyorlardı.
 
Yıl 1972…
THKO önderlerinden Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş, 12 Mart Cuntası tarafından idam cezasına çarptırıldı. Aranır durumdaki THKP-C önderi Mahir Çayan, Denizlerin idamını “Türkiye devriminin prestiji” olarak değerlendirmiş, “Bu düğüm çözülürse devrimin önü açılacaktır” diyerek idamları engellemek için eyleme geçmekte kararlıdır.
Emperyalizmin Ünye’deki radar üssünde görevli olan 3 İngiliz ajanını 26 Mart günü kaçırarak, onların hayatına karşılık Denizlerin idamının durdurulmasını istedikleri bildiriyi bıraktılar. Bildiri,  cumhurbaşkanlığı, parlamento ve hükümete hitaben yazılarak şöyle denilmişti:
“1972’nin Türkiye’sinde tek bir yurtseverin, öncü savaşçının, oligarşinin ipiyle hayatına son verilmek istenirse, bu İngiliz ajanları da halkın devrimci öncülerinin yani bizlerin kurşunlarıyla yok olacaktır. Bu talepler yerine getirilmezse, İngilizler kurşuna dizilecektir.” Ardından 3 talep sıralanmıştı:
İnfazlar derhal durdurulmalı, Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmamalı, En çok 48 saat içinde Türkiye radyolarında infazların durdurulduğu ilan edilmelidir.
Kaçırdıkları rehinelerle Tokat’ın Almus ilçesinin Kızıldere Köyü’ne geldiler ve 30 Mart günü saat 05.00’te işbirlikçi oligarşinin cellatlarınca kuşatıldılar.
Bulundukları kerpiç ev; devrimciliğin onurunu, halkın kurtuluş umudunu asla terk etmeyecekleri bir Ada’dır. Bu nedenle teslimiyet çağrılarına “BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL ÖLMEYE GELDİK” diyerek karşılık verdiler.
İlk katledilen Mahir’di kerpiç evin çatısında. Alnından vurulmuştu Mahir, yoldaşları bir yandan onu aşağıya indirmeye çalışırken bir yandan da İngilizler’i cezalandırarak hesap sordular. “Yaşasın Bağımsız Türkiye” sloganlarıyla, çatışarak ölümsüzleştiler.
KIZILDERE, DEVRİMİN MANİFESTOSUDUR!
KIZILDERE, DOĞUM YERİMİZDİR!
KIZILDERE YENİLMEZLİĞİMİZDİR!
KIZILDERE; EMPERYALİZME KARŞI BAĞIMSIZLIK, FAŞİZME KARŞI DEMOKRASİ, KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZME GİDEN TEK YOLDUR!
Kızıldere; Milli Demokratik Devrim anlayışını savunan THKO önderlerinin stratejisine zerrece katılmamalarına rağmen, emperyalizm ve oligarşiye karşı devrimci düşüncelerin can pahasına korunmasıdır.
Mahir Çayanlar, kendileri aranır durumdalarken, fiziken THKP-C’nin yok edilmesini de göze alarak cüretle eyleme atılmanın adıdır. Yoldaşlığın, sevginin, vefanın, emeğin, onurun ölümüne savunulmasıdır.
Devrimci eylem tarzının, ne pahasına olursa olsun halkı korumanın mevzisidir.
Her koşulda çatışmanın, düşmana teslim olmamanın Anadolu topraklarında gelenek haline gelmesinin adıdır.
İktidar iddiası, sınıf bilinci, devrim hedefidir. Marksist-Leninist ideolojiden sapmamanın; ideolojik netlik, ideolojik kararlılık ve ideolojik bağımsızlığa sahip olmanın, ideolojimizin kurtuluşa giden tek yol olduğunun ispatıdır.
Tarih bilinci, sınıf bilinci, örgüt bilinci olduğu sürece; fiziken imha olsan bile kendini küllerinden yeniden yaratmanın, yeniden doğmanın, ölümsüzleşmenin ilanıdır!
Cüretin, erdemin, dayanışmanın, fedanın, devrimci değerlere dair her şeyin olduğu bir kaledir…
KIZILDERE’DE OLMAYAN TEK ŞEY TESLİMİYETTİR!
 
MAHİR’DEN DAYI’YA HALK KURTULUŞ SAVAŞIMIZ SÜRÜYOR!
Dayı, Kesintisiz Devrimler’den milim sapmadan ve dogmatik olmadan, Kızıldere’nin devrim anlayışını hayata geçirmiştir.
Dayı, Marksist-Leninist teoriyi hayata taşıyan ve 38 yıllık kesintisiz devrimciliğinde yaşatandır.
1975’te Kocamustafapaşa’da ilk sokak çatışmasında oynadığı rolden, 1984 Ölüm Orucu’nda ipi en önde göğüslemesine, emperyalizm ve oligarşiye karşı militan eylemler ve görkemli direnişlerin yaratıcısı olarak Türkiye devrimci hareketinin önderi sıfatını kazanmıştır.
ABD emperyalizmi O’nu hedefine oturttuğu raporlarında diyor ki; “Kızıldere’deki dar kadro hareketi ile halkın bağını kurdu.” Evet Kızıldere’de fiziken imha olan THKP-C, O’nun emeği ve ideolojik sarsılmazlığıyla Devrimci Sol ve DHKP-C ile yeniden vücut buldu.
“Halkız, halktan biriyiz, halkın öncüsüyüz”, “Halk çocuklarıyız, halkın savaşını veriyoruz, halkın iktidarını kuracağız” şiarıyla THKP-C’den DHKP-C’ye bizi bir halk hareketi yapan O’dur.
O’ndan öğrendik ki halk sevgisi, sınıf bilinci; vatan sevgisi, tarih bilincidir. Halk ve vatan sevgimizle, sınıf bilinci ve tarih bilincimizle iktidara yürüyoruz.
Silahlı, silahsız bütün mücadele biçimlerini, legal ya da illegal bütün örgütlenmeleri birbirinden kopmaz bağlarla ele alan ve hayata geçiren komutanımız, önderimiz, yoldaşımız Dayı’dır.
KOMİTE – MECLİS – CEPHE perspektifinde ısrar eden ve bugün her Cepheli’nin görev aldığı ilk yerde hayata geçirdiği politikaların mimarıdır. O’ndan öğrendiğimiz gibi halk örgütlülüklerini kurup, halkımıza sınıf bilinci kazanacağı, yönetmeyi öğreneceği kanallar açacak; küçük hareketli birliklerden gerilla ordusuna, gerilla ordusundan halk ordusuna giderek halkın iktidarına giden yolu hızlandıracağız.
Köşe taşlarıyla, analizleriyle, Marksizm-Leninizm bilimini en yalın haliyle Anadolu’da halk çocuklarının anlayıp hayata geçirebileceği tarzda sadeleştirebilmemiz, O’nun bilimsel ve siyasi derinliği sayesindedir.
“Kendinizi beğenmeyin, kendinize inanın” diyen Dayı’nın bilgeliği ve mütevaziliğiyle kendimizden çok emin olarak haykırıyoruz: Devrimci Olmak Parti-Cepheli Olmaktır!
 
51 SAATLİK ÇATIŞMADAN, 50. YILA… THKP-C’DEN DHKP-C’YE DÜNYA HALKLARININ TEK KURTULUŞ UMUDUYUZ!
SÖYLEDİĞİNİ YAPAN, YAPTIĞINI SAVUNAN BİR HALK HAREKETİ OLMANIN ONURU BİZİMDİR!
Emperyalizm değişmemiştir. Baş çelişki hala emperyalizm ile dünya halkları arasındadır. Bu nedenle 50 yıldır biz de kendi Marksist-Leninist sandalyemizde oturmaya devam ediyoruz.
Bir halk hareketi olmayı, sağa-sola savrulmamayı nasıl başardık?
İdeolojik netlik, ideolojik kararlılık ve ideolojik bağımsızlığımızdan asla taviz vermeyerek!
İdeolojik Netlik: Tek Yol Devrim Tek Kurtuluş Sosyalizm!
İdeolojik Kararlılık: Emperyalizme Karşı Değişmeyen Uzlaşmaz Tavrımız!
İdeolojik Bağımsızlık: İdeolojik ve Siyasi Olarak, Ayaklarımızın Hep Anadolu Topraklarında Olması!
Bu sayede sağdan ve soldan esen rüzgarlardan, ideolojik saldırılardan etkilenmeden kendi yolumuzda yürümeye devam ettik. Çünkü önderimiz Mahir Çayan’ın dediği gibi “Biz Marksist-Leninist teoriyi ‘entellektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için’ değil; dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için” öğrendik.
İşte bu bizi, ülkemiz ve dünya solundan ayıran ve Marksizm-Leninizm biliminin tahrifinin, solu solla vurma, beyinleri teslim alma politikalarının önüne dikilmemizi sağlayan belirleyici noktalardandır. Kızıldere’nin yolunda kurtuluşa yürüyoruz.
Bilmek, yapmaktır. Görüp de susan, bilip de yapmayanlar; ancak burjuvazinin çanağından beslenen “aydınca” bakan küçük burjuvalardır.
Bildiğimizi söylemeye, söylediğimizi yapmaya, yaptığımızı savunmaya devam edeceğiz!
THKP-C’den DHKP-C’ye bizim teorimiz iki ana unsur üzerine kurulmuştur: HALK ve KURTULUŞ!
İsmimizde dahi bunu vurgularız: HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ.
“Her Şey Halk İçin, Cephe İçin, Parti İçin” demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Lenin’den ve Dayı’dan öğrendiğimiz budur: HEP İLERİ, HEP HALK!
Neden?
Çünkü içinde “HALK” olmayan her şey sivil toplumcudur; yani ideolojik kaynağını burjuvaziden alır ve düzeniçidir.
Çünkü hep “İLERİ” olanı tercih etmek, iktidar iddiasından taviz vermemektir.
 
DHKP-C, THKP-C’nin MİRASÇISI DEĞİL DEVAMCISIDIR!
Halkın kurtuluşu için yola çıkan THKP-C’nin devamcısı olarak, HALK’ın KURTULUŞ kavgasını vermeye devam ediyoruz. Bu, 1972’den 2020’ye böyledir!
Devrimci olmak, Parti-Cepheli olmaktır! Neden? Devrimcilik; her koşulda emperyalizme karşı mücadele etmek ve bedel ödemeyi göze almaktır!
Emperyalist sömürünün dizginsiz sürdüğü, devrimci örgütlerin teslim alındığı bir süreçte, önder yoldaşımız Dursun Karataş, devrimciliği tanımlarken bedel ödemeye özel vurgu yapmıştır. Çünkü “risksiz-bedelsiz” bir solculuk mümkün değildir!
En önde bedel ödemeyi göze alarak emperyalizme karşı savaşı tavizsiz sürdüren yalnızca Cepheliler’dir!
Günümüz dünyasında ahlakın ve onurun tek temsilcisi Cepheliler’dir. Neden?
Marksist ahlaka sahip olmak; burjuvazinin düzenini altyapı ve üstyapı tüm kurumlarıyla reddetmek, kapitalizme karşı yeni bir üretim ve paylaşım sistemi kurmak için emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı savaşmaktır. Bugün bu savaşı sürdüren yalnızca Cepheliler’dir!
Ara yol aramamak, asla uzlaşmamak ve her koşulda çatışmak; yalnızca Cepheliler’i ifade eder.
Çünkü “Baskı varsa direneceksin, düşman varsa çatışacaksın” ilkesiyle hareket ederiz. Önümüzün kesildiği veya kuşatıldığımız her yer mevzimizdir, mevzi her koşulda ölümüne savunulacaktır! Herhangi bir talimat beklemeden, kuşatıldıkları üslerde umudun adını kanla yazan şehit yoldaşlarımız bir Cephe geleneği yaratmıştır.
Üslerimizde Neden Çatışırız?
1- Düşmana bir şey bırakmamak için.
2-Çıkma olanağı varsa çıkabilmek için.
3- Yıkmak istediğimiz düzene teslim olmamak için.
İdeolojik ve siyasi önderliğini emperyalizmin yaptığı uzlaşma-tasfiye-teslimiyet sürecinde; ara yol arayanlardan kimileri emperyalizmin himayesine girmiş, kimileri elde silah teslim olmuş, kimileri emperyalizmin 23 sentlik askeri olmuş, kimileri ise üs devleti kurdurmuştur.
Emperyalizme bir taş atanın bile yanında olmanın, asla uzlaşmamanın onuru yalnızca Cepheliler’indir!
Dostumuzu düşmanımızı asla karıştırmadık, “Kahrolsun”larımız ile “Yaşasın”larımız asla yer değiştirmedi! Hiç hayal kurmadık, hiç hayal kırıklığına uğramadık. Yalnızca halkımıza güvendik, halkımızla büyüdük, halkın çocukları olarak, halkın savaşını örgütlüyor, halkın iktidarına yürüyoruz!
 
BAŞTA ÖNDERİMİZ, YOLDAŞIMIZ, KOMUTANIMIZ DAYI’YA ve TÜM ŞEHİTLERİMİZE SÖZÜMÜZDÜR Kİ; HALKI SAVAŞTIRACAK, SAVAŞI HALKLAŞTIRACAĞIZ!
3. Bunalım Döneminde emperyalizmin sömürgecilik biçimi, YENİ-SÖMÜRGECİLİK’tir ve ülkemiz emperyalizmin yeni-sömürgesidir. Bu tespit, THKPC’yi, kendinden önceki ve sonraki örgütlerden ayıran temel noktadır.
Mahir Çayan, Parti-Cephe’nin farklılığını şöyle ifade eder: “Gerilla savaşının devrimci politik amaçlarla, siyasi gerçekleri açıklama kampanyasının bir aracı olarak yürütülmesine yani, politik kitle mücadelesi olarak ele alınmasına Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi denir.”
Mahir Çayan henüz yirmili yaşlarının başında, bir yandan pratik olarak devrime giden yolu adım adım örerken, öte yandan Türkiye devriminin yolunu ve stratejisini çizmiştir. Aranır durumdayken gizlilik koşullarında yazdığı Kesintisiz Devrim 1-2 ile, 100 sayfada özetleyerek Anadolu İhtilalinin yolunu göstermiştir. Türkiye devriminin stratejisi, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi (PASS)’dir.
Halkı kendi kurtuluş savaşına katmanın, küçük hareketli birliklerden gerilla ordusuna, gerilla ordusundan halk ordusuna uzanan yol, PASS’den geçer.
Emperyalizm ve oligarşi; baskı ve sömürüsüyle dünyada ve ülkemizde devrimin objektif şartlarını yaratmıştır. Mesele subjektif şartlarda, yani ÖRGÜT’tedir. Bu örgüt, Anadolu topraklarında DHKP-C’dir!
PASS ile silahlı propagandayı temel aldığımız için, tek umut kaynağı, halkımızın ifadesiyle UMUDUN ADI olduk. Kurtuluşa giden yolda; silahlı mücadele temel, diğer bütün mücadele biçimleri ona tabidir.
Halk kimdir?
Bir avuç hain ve işbirlikçi dışında, çıkarı devrimde olan herkes halktır. Halkın tüm kesimlerini, emperyalizme ve faşizme karşı cepheleştirecek, örgütleyecek ve savaştıracağız!
Oligarşi ne demektir?
İktidarın bir avuç azınlığın elinde bulunduğu yönetimdir. Ülkemizde oligarşiyi oluşturan kesimler; işbirlikçi tekelci burjuvazi, tefeci tüccarlar, büyük toprak ağalarıdır.
Oligarşinin yönetim biçimi faşizmdir. Faşizmin şiddetinin, devletin terörünün önünü kesmenin tek yolu; DEVRİMCİ ŞİDDETTİR! Devrimci şiddet eylemleriyle, öncü savaşı vermek, devrime giden yolda zorunlu bir aşamadır.
Oligarşinin şiddetine karşı devrimci şiddeti daha yaygın ve daha yoğun bir şekilde örgütleyeceğiz. Çünkü kırlarda ve şehirlerde; oligarşinin çözümsüzlüğünü derinleştirecek mücadeleyi örgütlemek, halka karşı açılan savaşın karşısına halkın savaşıyla çıkmak zorunluluktur.
Silahlı propagandada kır ve şehir, diyalektik bütünlük içindedir.
Halkı sömürmekte ve katletmekte birleşen oligarşinin karşısında, halkı birleştireceğiz!
Oligarşinin birleşmesi; çıkarı dayalı olduğu için “GEÇİCİ ve GÜÇSÜZ”dür. Oysa halkın birliği; haklı bir davaya, dayanışmaya, sınıf kardeşliğine dayandığı ve iktidarı aldıktan sonra da devam edeceği için kalıcıdır ve vurucu güce sahiptir.
ABD emperyalizmi, örgütümüze ilişkin 2014 yılında hazırladığı raporunda diyor ki; “Dursun Karataş’ın deyimi ile Türkiye nüfusunun yüzde 30’u İstanbul’da yaşıyor. Bu nedenle İstanbul önemli. İstanbul’un tartışmasız hakimi DHKPC’dir. Fakir mahallelerin tek hakimi DHKPC’dir…”
İşçisi, kamu emekçisi, işsizi, öğrencisi, gecekondulusu, mühendisi, mimarı, genci, yaşlısı, kadını-erkeği, her milliyetten ve inançtan halkımızı örgütleyecek tek güç CEPHE’dir!
Açlığa ancak açlar, yoksulluğa ancak yoksullar, yozlaştırmaya ancak en dibe itilmişler son verebilir!
Yoksul halkımızın açlığa, adaletsizliğe, yozlaştırmaya olan öfkesini örgütleyeceğiz!
Emperyalizmin yeni-sömürgesi ülkemizde, kapitalizm kendi iç dinamiği ile gelişmemiştir. Bu nedenle oportünist ve reformist solun iddia ettiği gibi ne “işçi havzaları, işçi sınıfı” vardır ne de sanıldığı gibi bir köylülük. Halkımızın ezici çoğunluğu şehirlerde, mahallelerde yaşar ve emeğini kapitalizme saat ücretiyle satarak geçimini sağlar.
81 milyon halkımızın; 6 milyonu işsizdir ve 16 milyonu aç yatıp aç kalkmaktadır. Açlığa, yoksulluğa, yozlaştırmaya ve kopkoyu bir adaletsizliğe mahkum edilmek istenen halkımızın isyanını engellemek için sürekli faşizmle yönetiyorlar.
“Daha yakın döneme kadar “yukarıda Allah, aşağıda devlet” felsefesine sadık kalmış köylüler ve bu felsefenin şehirlerdeki uzantısı olan “devlet güçlüdür, yıkılmaz” propagandası, bugün halk kitleleri nezdinde küçümsenmeyecek oranda inandırıcılığını yitirmiştir. Yukarıdan aşağıya devlet yöneticileri, halk kitlelerinin yoksulluğunu, sefaletini, çürümüşlüğünü ve güçsüzlüğünü görüp yaşamaktadır.
Bir yandan artan yoksulluk, bir yandan sahip olduğu tüm değerlerini yitirme tehlikesi halkı yeni arayışlara sürüklemektedir. Bu arayış devrimdir aslında; fakat bu arayışı devrimciler karşılayamadığından, oligarşinin ve emperyalizmin ortaya çıkardığı başka araçlar gündeme girerek, halkın düzene olan tepkisini kendisine kanalize edip, devrimci arayışın önünü kesmektedir.”
(Kongre Belgeleri 1, Sf 229)
İşte halkımızın tepkisini faşist düzenin karşısında örgütlü bir güç haline getirmenin, halka yaşadığı sömürü ve adaletsizliğin sorumlularını göstermenin ve kurtuluşun yolunu çizen strateji PASS’dir.
Suni denge ve nispi refah olgusunu yıkacak olan silahlı propagandanın iki ayağı;
* Halka siyasi gerçekleri açıklamak.
* Halkı silahlı mücadeleye katmaktır.
Yani silahlı mücadele bir kahramanlık değil, bir intikam hareketi hiç değildir. Silahlı mücadele, suni dengeyi bozabilecek gelişmeleri doğuracak temel araçtır; ama ASLA TEK ARAÇ DEĞİLDİR!
Faşizm; yalnızca yasaları, mahkemeleri, polisi, askeri, bekçileri, hapishaneleri, KHK’ları, OHAL’i, devletin bilimum terörünü kullanmakla yetinmez.
Aynı zamanda halka düzenin değişmeyeceği düşüncesini yayarak, umutsuzluğa iter. “Olan oldu, olmayan kader. Yapacak bir şey yok” diye düşünmesini ister. Bunalımlar, intiharlar, cinnetler… adaletsizliğin yarattığı öfkenin doğru yere akmamasının sonucudur.
Yeni-sömürge ülkelerde devrimin iki dinamiği: YOKSULLUK ve ADALETSİZLİK’tir. ‘Olan oldu, artık değişmez’ anlayışının karşısında adalet mücadelesini, ‘Kadercilik’ karşısında yoksulluğa karşı öfkeyi örgütleyeceğiz.
Halkın öfkesini isyana, umutsuzluğunu umuda dönüştüreceğiz!
Güvencesiz çalıştırma, Yoksullaştırma, Örgütsüzleştirme saldırısının karşısında BİZ VARIZ!
“Burjuvazi, bugüne kadar el üstünde tutulan ve önlerinde yerlere kadar eğilinen mesleklerin tüm saygınlığını çekip almış, hekimi de, avukatı da, rahibi de, şairi de, bilim adamını da kendi ücretli emekçisi yapıp çıkmıştır.” (Komünist Manifesto, Sf 51) Devrimin ustaları Marks ve Engels’ten öğrendiğimiz gibi; faşizmin zulmüne karşı aydınlar, sanatçılar, hukukçular, sağlıkçılar, akademisyenler… yoksul halkın nazarında değer yitimine uğratılan bu kesimler de çoğunlukla mahallelerde yaşamaktadır.
Halkın tüm kesimlerini faşizme karşı aynı cephede birleştirecek, örgütleyecek, halkın devrimci şiddetini adım adım büyüteceğiz!
Oligarşi; bir yandan işsizliği ve pahalılığı giderek arttırarak halkın memnuniyetsizliğini had safhaya ulaştırırken, bir yandan da silahlı propagandanın karşısında baskı ve terörünü iyice artırır. Halkın giderek bütün demokratik haklarını rafa kaldıran faşizm, halka en büyük zulümdür. Halkımızın çaresizliğini ve öfkesini burjuvaziye karşı örgütleyecek ve savaştıracağız!
SAVAŞ, İDEOLOJİLERİN SAVAŞIDIR!
İDEOLOJİ SAVAŞIR, İDEOLOJİ SAVAŞTIRIR!
PARTİ-CEPHE İDEOLOJİSİ, DÜNYAYI BİR KEZ DE ANADOLU’DAN SARSACAK TEK GÜÇTÜR!
İdealizm diyor ki ‘herkes her şeyi bilir’. Hayır; biz, dünyadaki bütün meselelere diyalektik bakarız.
Kıyas ve pratiklerden çıkan derslerden, tarihten, ilke ve kurallardan öğreniriz. Kalan boşlukları ise ideoloji doldurur.
İki sınıf var. Yaptığımız her şey, belirlediğimiz her tavır, aldığımız her karar ya burjuvazi ya da proletarya ideolojisinin sonucudur. İdeolojik gıdanı hangi ideolojiden alırsan, hangisinden beslenirsen ona hizmet edersin. Beynimiz ve yüreğimiz 50 yıldır hep dünya halklarının safında, Anadolu topraklarında oldu.
DAYI: “Emperyalizmi yeryüzünden kaldırıncaya, sömürüsüz bir dünya yaratıncaya kadar savaşmaya devam edeceğiz!” diyor.
Enternasyonalizm kavramını yerli yerine oturtan, emperyalizme bir taş atanın bile yanında olmamızı sağlayan Mahir ve Dayı’nın öğrencileriyiz.
THKP-C’den DHKP-C’ye olan 50 yıllık tarihimiz Türkiye devriminin tarihidir.
Biz bir savaş örgütüyüz!
* Biz bir halk hareketiyiz!
Yediğimiz tüm darbelere rağmen hala dimdik ayaktayız ve yarattığımız gelenekler, değerlerle Türkiye ve dünya halkalarının kurtuluş umuduyuz.
11 Eylül’ün ardından ABD’nin hazırladığı ‘terör’ listesinde geçen 5 örgüt; FARC, FHKC, İslam-ı Cihad, HAMAS ve DHKP-C sayılarak “ imha edilmesi gereken” denilerek hedefe oturtulmuştu.
Ancak bugün bu listede varlığını sürdüren YALNIZCA DHKP-C’dir.
Dünya halklarının baş düşmanı ABD emperyalizminin baş hedefinde olmanın onuru bizimdir!
Sağa sola savrulmadan “Anti-Emperyalist Anti-Oligarşik Halk Devrimi” iddiamızdan milim sapmamamızla, Türkiye ve dünya devrimci hareketi önünde yol açıcı olmayı sürdürüyoruz. Onların yalnızca daha fazla savrulmalarının, emperyalizmin güdümüne girmelerinin önünde set oluşturmakla kalmıyor, halkların kurtuluş mücadelesini vermekte cesaretlendiriyoruz. Dünya ve ülkemiz solunun ‘dayanışma’ diyerek İspanya İç Savaşı ile sınırladığı ve Dönek Kautskyler’in örgütlediği ve aslında solu solla vurarak küçük burjuva milliyetçiliğine saplanan II. Enternasyonal’i örnek alması karşısında; Lenin’in sınıf kardeşliğini öne çıkardığı, ‘hep ileri, hep halk’ anlayışıyla örgütlediği III. Enternasyonal’i yaşatıyor, enternasyonalizmin kan kardeşliği olduğunu gösteriyoruz.
Stalin diyor ki “Enternasyonal örgüt tipi, arkadaşlık-kardeşlik duygularının okuludur. Tek bir ülkede devrim; başlı başına bir amaç değildir. O, diğer ülkelerdeki devrimleri geliştirme ve desteklemenin de bir aracıdır. O halde devrimci hareketlerde tanık olduğumuz sorun; tek gerçek enternasyonalizm.”
Dayı’nın ısrarla 3. Enternasyonal’e ve enternasyonalizmi büyütmeye vurgu yapmasının nedeni budur.
KIZILDERE BAYRAĞIMIZ, ADALET ANDIMIZ, ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA DALGALANACAĞIZ!
HALKLAŞAN ADALET SAVAŞIMIZLA BİZ KAZANACAĞIZ!
HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ!
Emperyalizmin yeni-sömürgecilikle amaçladığı Beyinleri teslim almak, Devrimleri umut olmaktan çıkarmaktır.
Anti-emperyalist damarın ve devrimci dinamiklerin en güçlü olduğu ülkelerden biri Türkiye’dir. Bu nedenle ABD ve AB emperyalizminin hedefinde örgütümüz vardır. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Büyük Direnişimiz ile boşa çıkarılmıştır.
“Bir daha devrim ve devrimcilik olmayacak, emperyalizm ile barış içinde yaşanacak, solculuk adına reformizmin bataklığında yüzülecek” sandılar.
Oysa “Ya düşünce değişikliği ya ölüm” saldırısına; 2000-2007 Büyük Direnişimizle 122 kahraman şehidimizle cevap verdik.
Büyük Direniş, devrimciliğin yeniden tanımlanmasıdır. Kahramanlığın halklaşması, halkın kahramanlaşmasının adıdır. Analar-babalar, gençler-yaşlılar, kadınlar-erkekler; halk ve devrimciler artık kopmaz bir biçimde iç içedir. Devrim umudu yok edilemeyecek, beyinlerimiz asla teslim alınamayacaktır!
Kızıldere’den Çiftehavuzlar’a, 12 Temmuz’dan ölüm oruçlarına, Alişan’dan Çağlayan’a, Elif Sultan’dan Hasan Selim’e destan destan büyüdük!
3 gerilla ne yapabilir? Bu tarihsel soruya verilen tarihsel cevap ile kurtuluşu daha da yakınlaştırdık. Yaralı ve yanıklar içindeki silahsız 3 gerilla DEVRİM YAPAR!
Leyla, böyle bir talimat almamışken, bombalanan sığınaktan silahlarını çıkartıp katledilen yoldaşlarının hesabını sordu.
Bugüne kadar ki en işbirlikçi iktidar olan AKP faşizminin, bizi halktan tecrit etmek ve teslim almak için dört elle sarıldığı “iftiracı-itirafçılar yaratma” politikasını halkımız boşa çıkardı. Halk çocuklarını teslim alamayacak, onursuzlaştıramayacak, halkı ihbarcılaştıramayacaklar.
Bir ülkede aydını, sanatçısı, akademisyeni, avukatı, işsizi, yoksulu, işçisi, kamu emekçisi… genci yaşlısı, kadını erkeğiyle bütün halk “Adalet İstiyoruz” diyerek direniyor. Direnmenin onuru halk çocuklarının, zulmetmenin ve sömürmenin onursuzluğu burjuvazinindir. Faşizmin ödettiği bedeller, eriyen hücreler, savaşı büyütme nedenimizdir. Halkın her kesimine yönelen saldırıların önünü devrimci şiddetimizle keseceğiz!
Büyük Direniş’ten Bugüne Direnme Hakkımız İçin Direndik, Halkın Adalet Mücadelesini Zafere Taşıyarak, Devrimle Taçlandıracağız!
Silahlı propaganda; askeri değil siyasi mücadeledir. Bireysel değil kitlesel mücadeledir. Halka gerçekleri açıklama mücadelesinde mesele, patlayan bombaların-silahların sayısında değil, ideolojik ve politik gücündedir.
Halkın kendi gücüne güvenmesinin, kendi kendini yönetmeyi öğrenmesinin, kendi iktidarını için savaşının yolunu açıyoruz. Her alan ve birimde;
KOMİTELER, MECLİSLER, CEPHELER, kurarak kurtuluşa yürüyoruz.
Mahirler, Dayılar, Sinanlar, Sabolar, İbrahimler, Şafaklar, Bahtiyarlar, Çayanlar… istisna değildir.
Diyalektiğin ilk ilkesi her şey değişir, yani “Herkes değişebilir, herkes savaştırılabilir” der. Bütün halk çocukları yapabilir; dahası siyasi, bilimsel, sanatsal, ahlaki, hukuki, kültürel, ekonomik her alanda, her şeyin en iyisini SADECE HALK ÇOCUKLARI yapabilir.
Halkımıza siyasi gerçekleri açıklamak ve halkı savaşa katmak için her bedeli göze almaya gerektiğinde yeni şehitler vermekten kaçınmadan mücadelemizi büyüteceğiz. Kızıldere’den bugünlere kavganın Mahirleri olacak, moral üstünlüğümüzle zaferi kazanacağız!
Moral, ahlaktır! Coşku, tarih bilincidir.
Moralimiz, coşkumuz ve devrimci ahlakımızla burjuvazinin tüm yozluğunu alt edeceğiz. Ölüm orucunun 63. gününde Osman Osmanağaoğlu’na, 254. gününde Mustafa Koçak’a copla tecavüz eden, bir gecede Soma’da 301 madenciyi katledip 432 çocuğu yetim bırakan, 16 milyon halkımızı açlığa mahkum eden burjuvazinin sömürü ve terörüne karşı direnmenin onuru bizimdir!
Gazi Ayaklanması’ndan, Büyük Direniş’e, Haziran Ayaklanması’na, OHAL’e rağmen tek tek süren direnişlere kadar; tüm halkımız Cephe tarzıyla, hakkı olanı almak için direniyor, bedel ödüyor, öne atılıyor. Direnişleri halklaştırdığımız gibi savaşı da halklaştıracağız!
Direniş ve zafer geleneğimizdir! Marksist-Leninist düşüncelerimizi savunmaktan, devrimci değerleri korumaktan, adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz!
50 yıldır dünya halklarının kurtuluş mücadelesini omuzluyoruz. Kızıldere’den bugüne dünya halklarının kurtuluş savaşını büyütüyoruz!
23 kurşunla Cevahir’in, 39 kurşunla Şafak’ın, 15 kurşunla Günay’ın katledilmesi; oligarşinin halkın örgütlü mücadelesi karşısındaki acizliğidir. 681 şehidimiz sorulacak hesabımızdır. Sorulacak hesaplarımızın büyüklüğüyle, yoldaşlarımıza duyduğumuz sevgi ve bağlılıkla, düşmana duyduğumuz kinle yeni gelenekler yaratacak, kurtuluşa kadar savaşacağız!
Kızıldere’de Doğduk,
Çiftehavuzlar’da Büyüdük,
Halkımızla Kazanacağız!
Ve and olsun ki; halkımızın aç, yoksul, adaletsiz bırakılmasının, haksız yere tutuklanmasının, kaybedilmesinin, katledilmesinin hesabı mahşere kalmayacak! Emperyalistler ve onların işkenceci, katliamcı işbirlikçileri; halkın adaletine hesap vermekten kurtulamayacak!
KIZILDERE BAYRAĞIMIZ, ADALET ANDIMIZ ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA DALGALANACAĞIZ!
ANADOLU İHTİLALİNE GİDEN YOLDA, 30 MART-17 NİSAN DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANMA, PARTİMİZİN KURULUŞUNU KUTLAMA, ÖNDERLERİMİZİ SELAMLAMA HAFTASINDA, 681 ŞEHİDİMİZE DEVRİM YEMİNİMİZİ YERİNE GETİRECEĞİMİZE BİR KEZ DAHA SÖZ!
ŞEHİTLERİMİZE DEVRİM SÖZÜMÜZ VAR!
MAHİR’DEN DAYI’YA SÜRÜYOR BU KAVGA!
MAHİR HÜSEYİN ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
TEK YOL DEVRİM TEK KURTULUŞ SOSYALİZM!

 
Anahtar Kelimeler:DHKP, duyurular, açıklama,
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Gündem Haberleri
DEV-GENÇ: Fatih'te Ölüm Orucu Direnişleri İçin Yazılamalar Yapıldı
ÖLDÜREN VEYA SAKAT BIRAKAN ÖLÜM ORUCU DEĞİL MÜDAHALE BİÇİMİDİR!
TAYAD'lı Ailelerden Kadıköy'de Ölüm Orucu Direnişlerini Anlatan Bildiri Dağıtımı

TAYAD'lı Ailelerden Kadıköy'de Ölüm Orucu Direnişlerini Anlatan Bildiri Dağıtımı
Liseli Dev-Gençlilerden Gazi Mahallesi'nde Halkın Avukatları İçin Pullama Çalışması
AKP Ve Katil Polisi Armutlu Cepheyi Durduramıyor: Yarın Yapılacak Grup Yorum Konser Çalışmaları Hız Kesmiyor
Burjuva Basınının Polisle İşbirliği Yaparak Hazırladığı Yalan Haberleri Boşa Çıkaracağız!
Halk Cephesi: Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Çalışmalar Hız Kesmiyor
Diğer Başlıklar

HAYDİ HEP BİRLİKTE TÜRKÜLERİMİZİ SÖYLEMEYE!
DEV-GENÇ: Fatih'te Ölüm Orucu Direnişleri İçin Yazılamalar Yapıldı
ÖLDÜREN VEYA SAKAT BIRAKAN ÖLÜM ORUCU DEĞİL MÜDAHALE BİÇİMİDİR!
TAYAD'lı Ailelerden Kadıköy'de Ölüm Orucu Direnişlerini Anlatan Bildiri Dağıtımı
Liseli Dev-Gençlilerden Gazi Mahallesi'nde Halkın Avukatları İçin Pullama Çalışması
AKP Ve Katil Polisi Armutlu Cepheyi Durduramıyor: Yarın Yapılacak Grup Yorum Konser Çalışmaları Hız Kesmiyor
Burjuva Basınının Polisle İşbirliği Yaparak Hazırladığı Yalan Haberleri Boşa Çıkaracağız!
Halk Cephesi: Armutlu'da Grup Yorum Konseri İçin Çalışmalar Hız Kesmiyor
Adalet İçin Dayanışma Platformu'ndan Sarıgazi'de Ölüm Orucu Direnişleri İçin Sticker Çalışması
GRUP YORUM KONSERİ- FRANSA
yorumcahaber1.com
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(93 Online) 0,33ms